Kaybettiğim ilk kavgam…
Zaferi de, yenilgiyi de tattığım ama günün sonunda kaybettiğim ilk kavgam, daha doğrusu hatırlayabildiğim ilk büyük kavgam babamın dayısı Sînê Reşo’nun oğlu Ramazan’la oldu. Henüz yenileceğim kesin olan bir kavgadan kaçınmayı, beladan uzak durmayı akıl edemediğim, boyun eğmekten utandığım, belki de daha en başında bana öğretilmiş olan korkaklık yaftasını yemekten çekindiğim yaşlardaydım. Her bir tarafı taşlık, kayalık uçsuz bucaksız Kerteş’in arazilerini yara yara uzayıp giden paporun kenarında bulduğum kırmızı bir naylon parçasını elimden kapıp kaçmaya çalışan, her bir tarafından sarkan her renkten muska ile her türlü nazardan, kazadan, beladan korunan Meta Xezo’nun bilmem kaçıncı kızının doğumundan sonra gelen ilk erkek çocuğu olan Ramazan’a taşla saldırmış, henüz makas değmemiş altın sarısı saçla kaplı başını yarmıştım. Çığlığı hala kulaklarımda yankılanan Ramazan, üstü başı kan içinde tam önümde yere yığılmıştı…
Boyu benden bir, belki de iki parmak kadar uzun olan, her kızdığında eline ne geçirse bana........
