Her biri bir taraftan çıkıp geldi…
Dağ hiçbirini geri vermemişti, bu doğru.
Ama dağ, dahası adını bildiğim bilmediğim bütün dağlar, kimi vakitli, kimi vakitsiz her biri bir yerden, her biri bir koldan çıkıp geldi, can olduğu kızlarının ve oğullarının yüreğimize yazılmış adıyla, bitmek bilmeyen özgürlük özlemiyle, buluşmaya yeminli oldukları güneşe varma hasretiyle geldi, öyle bildiğimiz gibi canlı kanlı.
Andok’tan Gabar’a, Cîlo’dan Herekol’a, Munzur’dan Sülbüs’e, Şengal’den Kizwan’a kadar, hatta bilge Zerdeşt’in mekanı Zagros bile çıkıp geldi. Her nerede hangi çıkılmaz sırt, hangi geçilmez uçurum, hangi aşılmaz yar varsa ve hep, her zaman en önde yürümüşse, vurup gitmişse, hepsi, ölümsüzlerin güneşe duran son tekmiliyle bir bir geldi, isimleri tek tek okundu, duydum…
Evet, aradan geçen onca yıla, devrilmiş onca mevsime rağmen her biri bir taraftan çıkıp geldi. Yürekleri dolu dolu, daha duyulmamış, hiç kimseye anlatılmamış, son mevzisinde vurulmuş, yaralı günlükler hariç, üstelik........
