menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Takının İçinde Saklı Hayat: Diyarbakır'ın Hasırına Kadın Eli

7 0
28.10.2026

Bazı emekler vardır, herkes sonucunu görür ama kimse o sonuca ulaşmak için verilen mücadeleyi bilmez.

Bir vitrinin önünden geçerken gözümüze takılan bir bilezik…

Bir düğünde gelinin kolunu süsleyen bir takı…

Bir annenin yıllarca saklayıp kızına hediye ettiği bir hatıra…

Biz çoğu zaman onların yalnızca güzelliğini görürüz.

Oysa o küçücük takının içinde saatlerce verilen emek, sabır, dikkat ve bir ustanın yıllar içinde kazandığı beceri saklıdır.

Hele bir de o takıyı yapan eller, toplumun yıllardır erkeklerle özdeşleştirdiği bir meslekte kendine yer açmaya çalışan genç bir kadına aitse…

O zaman mesele yalnızca bir takı olmaktan çıkar.

Bir kadının emeğine, cesaretine ve kendi ayakları üzerinde durma mücadelesine dönüşür.

Amed Radyo'da hazırlayıp sunduğum "Yasemin'le Bugün" programında konuğum, Diyarbakır'ın geleneksel hasır takı ustalarından 23 yaşındaki Hasret Karadağ oldu.

Henüz 18 yaşındayken bu mesleğe adım atan, beş yıldır ince metal telleri sabırla işleyerek Diyarbakır hasırına hayat veren genç bir kadın…

Sohbetimizde yalnızca hasır takının nasıl yapıldığını konuşmadık.

Bir mesleği öğrenmenin zorluklarını, kadınların kuyumculuk sektöründeki yerini, geleneksel zanaatların geleceğini ve emeğin gerçek değerini de konuştuk.

Bu söyleşi bana bir kez daha şunu düşündürdü:

Bir şehrin kültürünü yalnızca tarihi yapıları değil, o kültürü elleriyle yaşatan insanlar da geleceğe taşır.

Bir Takının Güzelliği Kadar Emeğini de Görebiliyor muyuz?

Diyarbakır denildiğinde aklımıza ilk olarak surlar, tarihi sokaklar, bazalt taşından evler ve köklü bir kültür geliyor.

Oysa bu şehrin bir de atölyelerde yaşayan hafızası var.

İncecik tellerin sabırla örüldüğü, her aşamasında ustalık gerektiren ve kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel el sanatları…

Diyarbakır hasırı da bunlardan biri.

Hasret Karadağ, hasır takının yapımını anlatırken önce ölçü alındığını, ardından tellerin hazırlandığını, şekillendirildiğini ve büyük bir dikkatle örüldüğünü söyledi.

Sonrasında kilitleri birleştiriliyor, takıya son şekli veriliyor ve Diyarbakır'a özgü güneş motifleriyle süsleniyor.

Dışarıdan bakıldığında birkaç işlem gibi görünebilir.

Ama aslında her aşamasında ciddi bir dikkat ve emek var.

Hasret Karadağ'ın söylediği şu söz özellikle dikkatimi çekti:

"Çünkü bitmiş ürünün arkasında görünmeyen bir emek var."

Bir ürünü satın alırken çoğu zaman fiyatına, görünüşüne ve bize yakışıp yakışmadığına bakıyoruz.

Peki o ürünü yapan insanı ne kadar düşünüyoruz?

Saatlerce aynı işin başında oturan ustayı…

Bir hata yaptığında yeniden başlamak zorunda kalan elleri…

Bir takının tamamlanması için gösterilen sabrı…

Belki de bugün tüketim alışkanlıklarımızın en büyük eksikliği bu.

Ürünün değerini biliyoruz ama emeğin değerini her zaman göremiyoruz.

"Ben de Yapabiliyorum"

Hasret Karadağ'ın mesleğe başlama hikâyesi de oldukça anlamlı.

18 yaşında bir atölyeye giriyor.

Önce ustalarını izliyor.

İnce tellerin nasıl işlendiğini, birbirine nasıl geçirildiğini, sonunda nasıl bir takıya dönüştüğünü merak ediyor.

Sonra öğrenmeye başlıyor.

İlk yaptığı hasırı hâlâ hatırlıyor.

O gün kendi emeğiyle ortaya çıkardığı ürüne bakarken duyduğu gururu anlatıyor.

Ve bugün, beş yıl sonra, aynı heyecanla üretmeye devam ediyor.

Söyleşimiz sırasında söylediği bir cümle aslında........

© Tigris Haber