Doç. Dr. Çağlar Erbek: Balkanların Sessiz Kalbi: Kuzey Makedonya Üzerine
Doç. Dr. Çağlar Erbek
caglarerbek@gmail.com
Kuzey Makedonya, Balkanların tam ortasında, çoğunun fark etmeden geçip gittiği bir ülkedir. Denize çıkışı yoktur; nüfusu iki milyonu biraz aşar; adını bile yakın zamanda değiştirmek zorunda kalmıştır. Ama bu görece sessizliğin ardında, Avrupa tarihinin en yoğun katmanlarından birini taşıyan bir coğrafya yatmaktadır. Antik Makedon krallığından Bizans manastırlarına, Osmanlı çarşılarından bugünün Avrupa Birliği yolculuğuna uzanan bu birikim; küçük ölçeğiyle orantısız, büyük bir derinliği barındırır.
Bu yazı, Kuzey Makedonya’yı birkaç temel eksen üzerinden tanımaya çalışmaktadır: tarihin katmanları, kimliğin çoğulluğu ve bugünün gerçekliği. Çıkış noktası olarak iki şehir özellikle anlamlıdır: Ohrid ve Bitola. Biri Makedonya’nın manevi başkenti, diğeri Osmanlı döneminin en görkemli Balkan kentlerinden biri. İkisi birlikte, bu ülkenin bütününü yansıtan birer ayna gibidir.
Katmanlar Üzerine Kurulan Bir Ülke
Kuzey Makedonya toprakları, tarih boyunca hiçbir zaman tek bir uygarlığın tekeline girmemiştir. Bu coğrafya; Antik Makedon krallığının beşiği, Roma’nın Balkan güzergâhı, Bizans’ın kültür merkezi ve Osmanlı’nın beş asırlık yönetim alanı olmuştur. Her dönem bir şeyler bırakmış, ama geride kalanı tamamen silmemiştir. Sonuç, üst üste oturmuş medeniyetlerin oluşturduğu nadir bir derinliktir.
Bu derinliğin en çarpıcı ifadesi Ohrid’dir. Göl kıyısında kurulu bu kadim kent, 9. yüzyılda Aziz Kliment ve Aziz Naum’un kurduğu ilahiyat okuluyla Slav yazı dilinin ve Kiril alfabesinin doğduğu yer olarak tarihe geçmiştir. Bugün yüz milyonlarca insanın kullandığı bu alfabe, bir Balkan kasabasında şekillenmiştir. Ohrid’deki Aziz Sofia Kilisesi ve Aziz Naum Manastırı, Bizans sanatının Balkanlar’daki en korunmuş örnekleri arasında yer alır. UNESCO’nun bu kenti hem doğal hem kültürel miras alanı olarak tescil etmesi, bu birikimin evrensel ölçekteki karşılığıdır.
Bitola ise farklı ama eşit derecede ağır bir tarihsel kimlik taşır. Osmanlı döneminde Manastır adıyla bilinen bu kent, 19. yüzyılın sonunda Balkanlar’ın en kozmopolit şehirlerinden biriydi: Türk, Rum, Yahudi, Sırp ve Arnavut........
