menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kürtler, hareketi ve DEM Parti’yi eleştiriyor!

34 15
11.02.2026

Diğer

11 Şubat 2026

Şanlıurfa

Geride bıraktığımız hafta sonunu Urfa ve Diyarbakır’da geçirdim.

Urfa’ya gitme sebebim; 6 Ocak itibarıyla Rojava’da, Kobani’de yaşananların yansımalarını Suruç’ta, Urfa’da görmekti.

Diyarbakır’a ise tüm bu yaşananların, konuşulanların ve tartışmaların bir sağlamasını almak için uzun zamandır gitmek istiyordum. Özellikle Öcalan konusunda ayyuka çıkan tartışmaları merkezinde dinlemek önemliydi.

Öncelikle yazılara Urfa’dan başlamak ve meselenin en başına dönerek o çok konuşulan kırılma noktasına nasıl geldiğini ve tam olarak ne yaşandığını netleştirmek gerektiği kanaatindeyim.

Anlamak için belki de kısacık bir geçmişe atıf iyi olabilir:

Bir önceki barış süreci (2013–2015), görece Kürt halkının inandığı, ikna olduğu ve umut bağladığı bir süreçti. Masanın tek taraflı devrilmesine, hatta böyle bir süreç hiç olmamış, yaşanmamış gibi bir inkâr sürecine tanık olduk; akabinde başlayan şiddetli dönemi kimse unutmadı.

O sürecin sonuna yaklaşılırken Kobani, tıpkı bugün olduğu gibi, IŞİD kuşatması altındaydı. Türkiye’de devlet tavrını Kürtlerden yana almamış, kamuoyunda “Kobani düştü, düşüyor” söylemleri dolaşıma sokulmuş, “bir taraf acı çekerken diğer taraf bu acının üzerinde tepindi” tartışmaları da yaşanmıştı.

Barış ve kardeşlik söylemleri rafa kaldırılmış, kimse dönüp de arkasına bile bakmamıştı.

O günlerde yaşananlar, olası gördükleri barışın aslında olmayacağını ani ve sert bir şekilde kavramalarına neden olmuştu. Bunun açıkça bir ihanet olduğunu ve bu ihaneti tam da burada (Suruç), gözleriyle gördüklerini düşünüyorlardı.

Ardından Suruç katliamı yaşandı…

Ve geçmişe dönük onlarca, yüzlerce kötü, kanlı ve acı şey yaşandı…

“Kürt halkı büyük bir kırılma yaşadı” deniyor ya, işte o kırılmayı yorumlayabilmek adına tam da o günlerde gündeme gelmeye başlayan ve şimdilerde “Kürt milliyetçiliği” olarak tanımlanan, özellikle son dönemde sosyal medyayı da domine eden bir grubun oluşmaya başladığına da tanıklık ettik.

Peki bu kendini “Kürt milliyetçisi” olarak tanımlayan, medyada da o tanımla yer alan kitle tam olarak ne söylüyordu?

Her şeyden önce “Türkiye’de devletle yapılacak müzakere ya da ‘barış’ adı altında tüm temaslara kapalı; hakların barışla değil şiddetle alınabileceğine daha ikna; ‘Kürdistan’ talebinden hiçbir koşulda vazgeçmeyen, aksine bunu olmazsa olmaz gören; çok daha radikal düşünen ve şiddeti öncelemeye razı” bir kitleden söz ediyoruz.

Bu grubun Öcalan’ı tartışmaya açması da aslında yeni değil, ta o günlerden başlıyordu.

Zira bu ‘milliyetçiler’ toprak talebinden vazgeçilmesine şiddetle karşı olduklarını vurguluyordu.

Sıklıkla “Bu Kürt barışı Türkiye’nin son şansı, çünkü Öcalan’dan sonraki nesil bu yönelimde olmayabilir” deniyor. İşte tam olarak anlatılmak istenen de bu aslında. Kandil ve Öcalan, belki de Türkiye ile barış masasına oturmayı tercih edecek son temsiliyet olabilir.

İktidarın ‘terörsüz Türkiye’ bizlerin ise ısrarla ‘süreç’ tanımını kullanmaya devam ettiği bu yeni sürecin Kürt tabanında hiçbir zaman tam anlamıyla kabul görmediğini söyleyebiliriz.

Tam kabul edilmemiş ama itiraz da edilmeyen bir düzlemde; Öcalan’ın mektubu ile başlayan, örgütün feshi ve silah yakma ile devam eden süreç Batı’da ve Doğu’da çok farklı algılandı. Kürtlerin önemli bölümü silah yakmayı ve örgütün fesih kararını bir tür “sahip olduğu en önemli dayanaktan da vazgeçmek” olarak yaşamış ve bunu büyük hüzünle karşılamışlardı. Silah yakma töreninde ağlayan Kürt........

© T24