menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir sosyal bilimler kavramı olarak diktatörlük

51 0
06.10.2026

Komedyen Deniz Göktaş’a “Ölü Deniz” gösterisinde Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki sözlerinden ötürü “11 ay 20 gün” hapis cezası verildi. Deniz Göktaş’ın cezaya neden olan sözü “Recep Tayyip Erdoğan'ın utangaç bir diktatörden, kendi kimliği ile barışık bir diktatöre geçişi” şeklinde.  

Bu söz rastgele söylenmemişti. Bir komedi şovu sırasında bir bağlam içinde ve bir esprinin parçası olarak dile getirilmişti. 

Burada söz konusu cezanın neden Anayasa’ya aykırı olduğunu yazmayacağım. Bu konuda bir mütalaa yazmıştım. Dileyen okurlar onu buradan indirip okuyabilir. 

Bugün söz konusu ceza vesilesiyle başka bir konuya, diktatörlük konusundaki literatüre dikkat çekmek istiyorum. 

Diktatör kavramı

Diktatör sözcüğü Türk Dil Kurumunun tanımını verirsek “bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” demektir. Bir kişinin tüm siyasi yetkileri elinde bulundurduğunu söylemek, hakaret olmasa gerekir.  

Yani sözcüğün nesnel anlamı bakımından durum böyledir.  

Buna karşılık “diktatör” sözcüğü, özellikle XX. yüzyıldan itibaren giderek daha olumsuz bir anlam kazanmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra Hitler ve Mussolini rejimlerinin bıraktığı miras, ardından Stalin dönemi ve askerî diktatörlükler, sözcüğü gündelik dilde baskıcı ve keyfî yönetimle özdeşleştirmiştir. Kimse tu kaka edilen kategoride olmak istemediği için bu sözcükle anılmak istemiyor.  

Mevcut olayda da rahatsızlık biraz bundan da kaynaklanıyor olsa gerek.  

Oysa tarihte diktatörlük her zaman için bugünkü kadar olumsuz bir anlam taşımamıştır.  

Mesela Roma Cumhuriyeti’nde diktatör, dış işgal veya ağır iç ayaklanma gibi devletin varlığını tehdit eden kriz anlarında başvurulan yasal bir devlet makamıydı. Senatonun ve konsüllerin kararıyla atanan diktatör, olağanüstü yetkilerle donatılırdı; ancak bu yetki en fazla altı ay ile sınırlıydı. Diktatörün temel görevi krizi çözmek ve ardından derhal yetkilerini bırakıp olağan kurulu düzene (status quo ante) geri dönmekti.  

Örneğin ünlü Romalı komutan Cincinnatus, milattan önce 458 yılında Roma ordusunun düşman kuvvetleri tarafından kuşatılması üzerine “diktatör” olarak atanmıştır. Eski bir komutan olan Cincinnatus o sırada herhangi bir kamusal görev yürütmüyor, siyasal yaşamdan çekilmiş olarak küçük çiftliğinde kendi toprağını işliyordu. Rivayete göre Roma’dan gönderilen elçiler kendisini tarlasında saban sürerken bulmuş ve diktatör olarak atandığını bildirmişlerdir. Cincinnatus bunun üzerine Roma’ya dönmüş, olağanüstü yetkileri üstlenmiş, orduyu toplamış ve kuşatmayı sona erdirmiştir. Ardından altı ay boyunca kullanabileceği yetkilerini yaklaşık on beş gün içinde bırakarak yeniden çiftliğine dönmüştür. 

Bu nedenle Cincinnatus yüzyıllar boyunca cumhuriyetçi erdemin simgelerinden biri olmuştur. İktidarı elde etmek kadar, zamanı geldiğinde bırakabilmek de bir erdem sayılmıştır. 

Buna karşılık Julius Sezar açısından durum farklı gelişmiştir. Roma Cumhuriyeti’nin son döneminde diktatörlük, geçici bir kriz makamı olma niteliğini giderek yitirmiştir. Sezar önce belirli sürelerle diktatörlüğe atanmış, milattan önce 44 yılında ise dictator perpetuo, yani sürekli diktatör unvanını almıştır. Böylece olağanüstü yetkinin temel özelliklerinden biri olan geçicilik ortadan kalkmıştır. 

İki diktatörün niteliği farklıdır. Cincinnatus diktatörlüğü mevcut düzeni kurtarmak için üstlenmiş ve görevini tamamlayınca yetkiyi bırakmıştır. Sezar döneminde ise diktatörlük, mevcut düzenin içinde geçici bir araç olmaktan çıkıp siyasal düzenin kendisini dönüştüren bir iktidar biçimine yaklaşmıştır. 

Nitekim Carl Schmitt, yüzyıllar sonra Diktatörlük adlı eserinde bu tarihsel ayrımdan hareketle iki farklı diktatörlük tipinden söz edecektir: “komiser diktatörlük” ve “egemen diktatörlük”.  

Komiser diktatör, anayasayı korumak amacıyla anayasanın olağan işleyişini geçici olarak askıya alır, yetkileri elinde yoğunlaştırır. Görevi eski düzenin yeniden işler hâle gelmesini sağlamaktır. Bu anlamda Cincinnatus, komiser diktatörlüğün neredeyse kusursuz tarihsel örneğidir. Hatta Clinton L. Rossiter gibi bazı yazarlar olağanüstü hâl dönemlerindeki bu türden yürütme yetkilerini “anayasal diktatörlük” diye niteler. Yani anayasal ve “kendiyle barışık” diktatörler gerçekten de vardır.  

Egemen diktatörlük için ise amaç farklıdır. Burada diktatör mevcut........

© T24