menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beni Türk hakemlerine emanet ediniz

20 0
10.09.2026

Sezon perdelerini açtığımız günden bu yana, ilk kez satırlarımı Victor Osimhen adını anmadan kaleme alabilmenin o tatlı hafifliğini hayal etmiştim. Ne mümkün... Aşağı Osimhen, yukarı Osimhen; futbolun amansız çekim kuvvetinden kaçamıyorsunuz. Şunu kabul edelim: Varlığı rakip savunmalar için kıyamet senaryosu, yokluğu ise Galatasaray için başlı başına bir varoluş sancısı.

Bizler burada istediğimiz kadar taktik tahtasına süslü cümleler dizelim, dünya âlem bir araya gelse hakikat değişmez: Galatasaray, sahadaysa oyunun tüm koordinatlarını Osimhen’in çekim merkezine göre hizalayacak. Bu bir kehanet değil, yalın bir gerçek. Yeni bir oyun hafızası inşa edilmeyecek; kadroya kim katılırsa katılsın, o tanıdık ve kestirme "At topu Osimhen’e, gerisini onun vizyonuna bırak" stratejisi konfor alanı olarak kalmaya devam edecek.

Galatasaray yönetimi, ne yazık ki takvimle ve transferle olan imtihanını yine kötü bir strateji yönetimiyle verdi. Ve bu kötü yönetim, Osimhen sakatlık kulübesine çekildiği an tüm çıplaklığıyla vitrine çıktı. İsimler üzerinden okuma yapmayalım ama ne Deniz Gül ne Leao, ne de devşirme hamlesiyle Barış Alper Yılmaz... Bu takımın mevcut (ya da meçhul) "oyun planı" içerisinde hiç kimse o devasa boşluğu dolduramaz.

Oysa Osimhen’siz bir Galatasaray’ın da bu kıtanın devleri arasında başı dik durabileceğini kanıtlamak, o parçalı formayı terleten her bir aktör için tarihi bir fırsat eşiğiydi. İlk yarı boyunca sahaya çıkan herkes bu haysiyetli sorumluluğu omzunda taşıdı. Lakin Leroy Sane’nin devrenin sonuna doğru cömertçe harcadığı o kırılma pozisyonu ağlarla buluşsa, bugün burada çok daha farklı bir zafer masalı kaleme alıyor olacaktık.

Okan Buruk, savunmanın........

© T24