menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir kuşağın kolundaki çiçek aşısı gibi hapisteki annelerini-babalarını bekleyen evlatların yaşadıkları…

15 0
08.05.2026

Gazeteciliğin önemli görevlerinden biri olaylara objektif yaklaşmak, olduğu gibi aktarmak, yaşananlara şahitlik etmek. Eğer Türkiye’de yaşayan bir gazeteciyseniz özellikle son 15 yıldır pek çok siyasi davaya şahitlik etmişsinizdir. (2002 öncesi dönemin muktedirlerinin zorladığı davaları-hedef aldıklarını da asla unutmadan elbette.) Ve bu şahitlikler de ithamlara maruz kalanlar kadar ne yazık ki onların yakın çevrelerinin çektiklerini de izlersiniz. Haberin, yorumun, yazının dışında acıları, ayrılıkları, endişeleri, hastalıkları görürsünüz, bilirsiniz. Her şey yazılmaz-konuşulmaz elbet ama yüreğinize, beyninize kazınır kimi anlar kimi konuşmalar. Bugün iki farklı davada iki farklı ismin kendi anlatımlarıyla yaşadıklarından bahsedeceğim. Birincisi Tayfun Kahraman’ın eşi, yoldaşı Meriç Kahraman Demir’in T24 yazısı. Hakkında iki AYM tahliye-yeniden yargılama kararı olan isim Tayfun Kahraman. İkinci karar henüz Resmî Gazete’de (her nedense) hala yayınlanmadı ama hapiste kaldığı her gün hem kendisine hem ailesine haksızlık elbette hukuksuzluk. (Tıpkı Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden gibi.)

Meriç Kahraman ile Tayfun Kahraman’ın bir evlatları var. Adı Vera. Deyim yerindeyse Silivri yollarında büyüdü. 2.5 yaşında bir bebekti şimdi okula gidiyor. Meriç Kahraman bugün yaşadıklarını anlattığı yazıda Vera’nın bir değil iki kez uğradığı şoktan da bahsetti. Tayfun Kahraman ile okul arkadaşı olan Resul Emrah Şahan, babası tutuklandığında kendisi tutuklanana kadar Vera’ya her an sahip çıkmıştı. Ve Vera; 2.5 yaşında babası tutuklanırken ‘bunu kim yaptı’ diye sorarken, Resul Emrah Şahan önce (Kent Uzlaşısı sonra İBB davası) tutuklandığında ‘babaları tutuklayanlar da baba mı’ diye soracaktı. Savunmasına şahitlik ettiğim Şahan kirada oturan, tüm varlığı eşi Esin Hanım ile sahip olduğu evladı Deren. Dün kızının doğum gününü X’ten kutlayan Şahan’ın yaşananlarla ilgili şu cümlesi beni çok etkiledi: Bir kuşağın kolunda kalmış çiçek aşısı izi gibi. Sizlerde de bunun izi kalacak biliyorum babacığım. Ama öyle anlamlı, öyle derin ve bizi biz yapan bir iz olacak ki…

Kahraman ailesi

Şahan’ın bu satırları memleket evlatlarının geçtiği acı sınavın tarifi. Meriç Kahraman’ın yazısından Resul Emrah Şahan ile ilgili bölüm:

"2022 yılı yazının son günleri gelirken henüz başımıza gelenlerin ne kadar uzun süreceğine dair fikrimiz yoktu, bugün de daha ne kadar süreceğine dair fikrimiz pek var diyemem. Ancak o yaz biterken Vera’nın da yaşıtları gibi okul başlamadan denize girip, kumla oynayacağı bir imkân yaratmak gerekiyordu. Bir önceki yaz üç kişi olarak gittiğimiz yere o sene iki kişi gitmeye niyetlendim ama Emrah ile canım eşi Esin ‘olmaz’ dediler. Fakat hep beraber gidemezdik, ‘bunu kim yaptı’ sorusu hâlâ cevaplanmamıştı. O yaz Esin, Deren, Vera ve ben olarak gittiğimiz tatile Emrah gelmedi; çok sevdiği, gözünden sakındığı, yoğun iş temposunda her gün bir saat daha fazla görsem diye bakındığı ailesi ile tatiline sırf Vera’nın yüreği babasının yokluğu ile sınanmasın diye gelmedi. Fakat hayat bu ya, tam döneceğimiz gün sabahında Deren çok hastalandı. O kadar çok hastalandı ki uçaktan indiğimizde Emrah Deren’i acilen hastaneye götürmek için yanımızdaydı. Vera’nın kafasını okşamayı, onu da öpüp koklamayı ihmal etmeden Deren’i hastaneye götürdü. Vera yine sadece baktı ve 'Ben de çok hastayım, benim de babam gelsin' dedi ama değildi, hasta değildi. Bu an hiç aklımdan çıkmaz, Emrah’ın da aklından çıkmadığına eminim. İzleyen senelerde de bu böyle devam etti; Emrah Deren ile Vera eş olsun, eşit olsun istedi; biz iki kadın, iki kız çocuğu hep aynı yere gittik."

Hapisteki babalarını bekleyen 6 yaşlarında iki kız çocuğu. Ve babası ile beraber aynı davadan yargılanan, iddianamede hakkında hemen hiç ifade olmayan bir isim Fatih Keleş’in oğlu Mustafa Keleş. Bugünkü savunmasında söyledikleri iddianame açısından ibretlikti:

-Bugüne kadar pek çok kişi duruşmalarda ben tek bir kişinin gerçeğe aykırı beyanıyla aylardır tutukluyum dedi. Benim hakkımda böyle bir beyan da yok. Dedikodu bile yok sayın başkan. İddianamede bana yöneltilen suçlamalarda Mustafa şunu yaptı, Mustafa Keleş bana şunu yaptırdı, Mustafa Keleş’le şu işlemi yaptık diye bir ifade geçmiyor. Dosyada kimisi sanık, kimisi müşteki, kimisi tanık pek çok kişi var ancak hiçbirinin ifadesinde ismimin geçtiği tek bir somut olay anlatımı yok. Buna rağmen örgüt üyesi olduğu ileri sürülüyor.

-Sayın başkan iddianamede hakkımda sahte fatura süreçlerini yürüttüğü tespit edilmiştir yazıyor. Ben bu ifadeyi görünce şok oldum. Fatura kesmeyi bilmiyorum, hayatımda fatura kesmedim. Nasıl böyle bir tespit yapılmış olabilir acaba diye düşündüm. Arka sayfasına bakıyorum, ön sayfasına bakıyorum ne bir tespit var, ne bir delil var, ne bir beyan var, ne nasıl yaptığıma dair bir anlatım var; hiçbir şey yok. Olmayan şey varmış gibi yazılıyor, yine torba eylemin torba suçlamasına atılmışım. Tüm samimiyetimle anlattım, anlatmamda bir eksiklik görüyorsanız lütfen siz bana söyleyin. Ben gerçekten neyle suçlandığımı anlamadım. Benim hakkımdaki tespit nedir, delil nedir? Hayatımda ilk kez bir iddianame okudum ben. Günlerce acaba ben mi bir şeyi gözden kaçırıyorum diye kendimi sorguladım. Olmayan şey niye varmış gibi yazılıyor.

-Savcılık babamın benim örgüt yöneticim olduğunu iddia ediyor ama aramızda baba-oğul ilişkisi dışında herhangi bir örgütsel bağ vesaire bulunduğunu gösteren tek bir somut delil veya bir beyan dahi yok. Babam bana hangi emir ve talimatı vermiş? Ben hangi emir ve talimatı yerine getirmişim veya ben kime emir ve talimat vermişim? Bu soruların cevabı aranmadan, safi baba-oğul olmak örgüt ilişkisi için yeterli gözüküyorsa o zaman Allah beni örgüt üyesi olarak mı yarattı, ben örgüt üyesi olarak mı dünyaya gelmiş oluyorum?

Keleş ailesi, Silivri Cezaevi

Mustafa Keleş’in savunmasında söylediği şu bölüm yaşananlara dair fikir verir mi acaba?

-Havalimanındayken annem beni aradı, babamın önceki gün tutuklu bulunduğu Kandıra Cezaevi'nden savcılığın huzuruna götürüldüğünü söyledi. Burada kendisinin çeşitli ifadeler vermesi yönünde yönlendirilmiş ve bu yönde ifade vermesinin hem kendi faydasına hem ailesinin faydasına olacağını, aksi halde aile üyelerinin zarara uğrayacağını söylemiş. Annem, sosyal medyada bu haberleri göreceğimi bildiğinden dolayı, babam için endişelenmeyeyim diye, beni arayıp bu haberi vermişti. Sayın Başkan, bunu size şu sebeple anlatıyorum; ben tüm bunları bilmeme rağmen ve halihazırda yurt dışında olmama rağmen adalete olan inancım ve kendimden yana hiçbir şüphem olmadığı için rahatlıkla geri dönüş yaptım. Ben bir suç işlemedim, suç işlemediğim için de korkmadım dolayısıyla. Hiçbir zaman içi boş sebeplerle babamı baskı altına almak adına tutuklanacağıma inanmamıştım ama 11 aydır tutukluyum ve karşınızdayım; bu saçma iddialara da cevap vermek mecburiyetindeyim.

Ve savunmada bu kez aileye hayata dair cümleler:

Annemin, kız kardeşimin, babamın ve benim bir yıldır içinde bulunduğumuz bu süreç dolayısıyla duygusal halde paramparça olduklarını ben biliyorum. Annem, kız kardeşim her gün bu duruşmaya geliyorlar, her gün geliyorlar bu duruşmayı takip ediyorlar. Ben başta birkaç saniye el sallayıp şu merdivenden aşağı iniyordum. Çünkü artık annemin gözünün içindeki acıya bakmaya dayanamıyorum. Çünkü daha önce öyle bir acıyı onun gözünde görmedim ben; ne anneannem vefat ettiğinde ne dedem vefat ettiğinde... Öyle yapınca da annem bana kızıyor, ben de artık sağına soluna bakıyorum, öyle el sallıyorum kendisine, gözünün içine bakamıyorum. Aileme yaşatılanların takdirini sizin vicdanınıza bırakıyorum.

 Ve 11 aydır kaldığı koğuşun durumu:

-Ben 11 aydır kapasitesinin 21 kişi olması gerektiği yerde 60 kişinin kaldığı, insanların sıkış tıkış yaşadığı bir cinayet koğuşunda kalıyorum. Koğuşta kalanlar bu sıkışıklık nedeniyle vardiyalı olarak ya da yerde yatmak zorunda kalıyorlar. Yani ben bölmemde böyle yürüyemiyorum, yan yan yürümem gerekiyor benim. Ranzadan geçemiyorum çünkü. Buna rağmen yerde yatılıyor, buna rağmen vardiyalı yatılıyor. Yemek yerken kaşığı böyle götürüyorum, çatalı böyle götürüyorum; küçük bir masanın etrafında 10 kişi oturmanız gerekiyor kalabalıktan dolayı. Koğuşumda insanların evine sıkan, arabasına sıkan, insanların ayağına sıkan, öz kardeşini bıçaklayan, hiç tanımadığı bir insana sırf uyuşturucunun etkisi dolayısıyla bıçaklayan insanlar bile tahliye oldu benden sonra geldi, benden önce çıktı gitti. Ben ne yaptım, niye hâlâ tutukluyum anlamıyorum.

Bitirirken…

Memleket yıllardır bitmeyen, bitecekmiş gibi durmayan siyasi davalarla yaşıyor. Bu boğucu ortamın içinde bilmediğimiz, gözümüzden kaçan ne çok insani dram var. Okuyucular arasında iktidar partisinden de beni takip eden kimi zaman mail atan isimler de var. Hem sokaktan hem gelen maillerden anladığım siyasi davada-davalarda yaşananlar-yaşatılanlar parti ayrımı gözetmeksizin vicdanları kanatıyor. Özellikle doğrudan ya da dolaylı olarak ailelere yapılanlar. Tutuksuz yapılabilecek yargılamalar tutuklu yapılıyor, AYM-AİHM kararlarına uyulmuyor, tahliyeler gerçekleşmiyor, her geçen gün daha fazla sayıda aile haksızlık-hukuksuzluk ile boğuşuyor. İktidar bu şekilde seçim kazanacağını ya da gücünü ispatlayacağını düşünüyorsa büyük yanılıyor. Seçimler bunun en büyük göstergesi olacak.  

Not: Aşağıda davayı günlük olarak izleyen ve her gün tüm metinleri olduğu gibi geçen kaynaklardan aldığım Mustafa Keleş’in savunmasının tam metni var. Belki okursunuz. Bu arada Silivri’de her gün duruşmaları izleyen değerli meslektaşlarımın yazdıklarını da yakından izliyorum. İyi ki varlar...

Mustafa Keleş’in savunmasının tam metni:

“Sayın Başkan, Sayın Heyet, ben 20 Haziran 2025 tarihinde rüşvet alma suçu iddiasıyla tutuklandım. Yaklaşık 11 aydır tutukluyum. Aylar sonra iddianame geldi, bana tebliğ edildi, iddianameyi okudum ancak hakkımda herhangi bir rüşvet alma suçu istinadı yok içinde. Dolayısıyla insan düşünüyor Sayın Başkan, ben 11 aydır olmayan hayali bir rüşvet alma eylemi sebebiyle tutukluyum ve tutukluluğum bu sebeple mi devam ediyor acaba? İddianamedeki 59. eylem kapsamında pek çok suçtan........

© T24