İş dünyasından şarap dünyasına
Lojistik devi Kalkedon’un sahibi Metin Harbalıoğlu, Kırklareli’de 250 dönüm bağdan Prius şaraplarını üretiyor (Fotoğraf: Ozan Köse / Getty Images)
“Merhabalar… Ben emekli bankacı Akın Öngör. Sizi şarap üreticisi sıfatımla arıyorum…”
Telefondaki kişi, konuşmasına böyle alçakgönüllü bir üslûpla başlamıştı. “Akın Bey, sizi gıyabınızda iyi tanıyorum. Şarap üretimine girdiğinizi de duymuştum. Aradığınıza çok sevindim. Ben de sizi yatırımınızla ilgili aramayı düşünüyordum” cevabını vermiştim. 2000’lerin başlarıydı. Gerçi Türk iş dünyasında daha önceleri şaraba ilgi duyanlar olmuştu; Sabancı Holding’in tepe yöneticilerinden Güler Sabancı’nın dayısı Orhan Türker’le kurduğu Gülor, TÜSİAD yöneticilerinden Güven Nil’in Doluca’nın sahibi Ahmet Kutman’la kurduğu Sarafin gibi yatırımlar vardı ama şarapçılığa tek başına ve tam zamanlı giren ilk iş dünyası lideri Akın Öngör’dü.
Öngör’ün kurduğu Selendi Şarapları büyük başarı gösterdi, zamanla yine iş dünyasından patron ve üst yöneticilerin kurduğu Urla, LA, Suvla, Arcadia, Chamlija, Château Kalpak, Prodom, Kuzubağ, Porta Caeli gibi firmalar da devreye girdi. Bugünlerde şarapçılığımızda iş dünyası kökenli iki yeni yatırım daha var. Dünya devi Procter & Gamble’ın Türkiye CEO’luğundan emekli olan Saffet Karpat Vasbos Şarapları’nı, lojistik devlerinden Kalkedon’un CEO’su Metin Harbalıoğlu da Prius Şarapları’nı kurdu. Plazaların steril ortamlarından bağların tozlu topraklarına yeni yönelimler de yolda…
Procter & Gamble'ın eski CEO'su Saffet Karpat Asos'un ilk şaraplarını yapıyor
Asos’un ilk şarabı
Saffet Karpat, Çanakkale’nin sevilen beldesi Asos’un antik çağlardan bu yana yapılan ilk şarabı V’Asbos’u yine P & G’den emekli arkadaşları Ayşe ve Jose Madran ile üretmiş. Uluslararası hızlı tüketim devinde geçen 30 yılını dorukta tamamladıktan sonra, 2017’de bölgede ilk arazilerini almış. “1981’de yurtdışına gittiğimden bu yana birçok ülkede çalıştım, şarabı da hep çok sevdim ve gittiğim her ülkenin şaraplarını tattım. Bugünün kült şaraplarından Château Angelus’ü bu kadar tanınmadığı yıllarda 15 avroya alırdım mesela. Bazen de bağları gezmeye Burgonya’ya giderdim. Halen de yılın yarısını İsviçre’de geçiriyor, dünya şaraplarını bolca yudumluyorum” diyor.
V'Asbos şaraplarının ucu yamaca gömülü tesisi adeta boşlukta uzanıyor
Üç eski şirket arkadaşının kurdukları V’Asbos, 60 dönümlük bağlarında yetişen organik sertifikalı Cabernet Franc, Merlot, Grenache, Cabernet Sauvignon, Malbec ve Syrah üzümlerinden çok sıkı seyreltmeyle yılda 25 bin şişe üretim yapıyor. Tesis de çok sıra dışı, 100 metre uzunluğunda ve 15 metre enindeki brüt beton bir yapı. Yamaçta toprağa gömülü olan bina, ovaya doğru uzadıkça adeta boşlukta duruyor. Modern tesis, manzaralı uç kısmındaki V’Asbos Kitchen restoranıyla da şarap tadımlarını sofistike yemeklerle zenginleştiriyor.
V'Asbos'çular şaraplarının büyük bölümünü cam kürelerde dinlendiriyor
V’Asbosçular üretimde de farklılığa oynuyor, şarapları yıl yıl ayrı çıkarmak yerine rekolteler arası kupaj yaparak birkaç yılın ürününü bir şişede buluşturuyor mesela. Fıçıyı da sevmiyor, çok az kullanıyorlar. Dinlendirmeyi daha çok pişmiş topraktan küplerde ve Türkiye’de ilk kez kullanılan cam kaplarda yapıyorlar. Camlar da cam hani; 220 litrelik 35 kürenin her biri 3 bin avro… Karpat, “Bunca sermaye ve masraf 25 bin şişe şarapla kısa sürede amorti edilmez herhalde” sözlerime gülümseyerek “Yatırımın geri dönüşü uzun sürer ama umurumda değil” cevabını veriyor. Ve güçlü bir sermayeyle işe girişmenin avantajını hissettiriyor.
Biri şimdiden altın, ikisi de gümüş madalya kazanan şaraplarla ilgili tadım izlenimlerime gelince, dört ayrı rezervin tümü de olgun, dingin, dengeli kırmızılar. Gelecek vadediyorlar ancak 2-3 bin lira aralığındaki fiyatlarıyla sadece bir zümreye hitap edebilecekler.
Kırklareli’nin yeni yatırımı
Chamlija, Arcadia, Vino Dessera, Saranda gibi üreticileri ve şaraplarının aldığı dünya çapındaki ödülleriyle Kırklareli artık Türkiye’nin gözde teruarlarından. Kavaklıdere’in bölgede yüzlerce dönüm bağ dikmesi de boşuna değil. Chamlija’nın kurucusu Mustafa Çamlıca’nın deyimiyle “ülkenin en kuzeydeki en soğuk bağları”nın yeni konuğu ise Prius Şarapları’yla Metin Harbalıoğlu. Kalkedon Uluslararası Taşımacılık’ın CEO’su Harbalıoğlu da, “Şarabı çok severim. Birçok ülkede bulundum, genelde şarap ülkeleriydi. Partnerlerim de genelde şarapla uğraşan kişilerdi. Belli bir yaştan sonra da toprakla ilgili bir şeyler yapmayı hep isterdim” diye anlatıyor yatırımının nedenini.
Harbalıoğlu bu tutkuyla 650 dönüm arazi almış, 250 dönümünü de şimdiden bağa dönüştürmüş. Diktiği 18 çeşit arasında Bordo üzümleri önde olsa da yerlilerden Kalecik Karası, Papaskarası ve Narince de var. İtalyan kökenli Sagrantino üzümü ise Türkiye’de ilk kez deneniyor. Prius’çular arazideki eski bir yapıda ilk rekoltelerini yapıp piyasaya sürmüşler, Ahmetbey kasabasındaki modern tesislerini, otel ve restoranlarını da tamamlayıp açmak üzereler. Metin Bey, “Yüzde 80 özkaynakla ilerlediğimiz projeye devlet desteği de aldık. Yatırımın 10 yıl içinde geri dönmesini planlıyoruz” diyor.
Tattığımız ve fiyatları bin liralar civarındaki 9 şarap da belli bir çizginin üzerinde, ilk rekolteler olarak iyiler. Bunların ikisi uluslararası yarışmalardan birer altın madalya almış, ikisi de degustasyon.net’te “Yılın en iyi 10 şarabı” arasına girmiş.
Swissotel İzmir Genel Müdürü Rıza Elibol'un Seferihisar'daki bağlarının şarapları da yakında çıkacak
İzmir'den de haber var
Şarapları piyasaya çıkan bu yatırımların dışında iş dünyası kökenli bir girişim de İzmir’in popüler ilçesi Seferihisar’dan. Yatırımcı bu kez bir turizmci, Swissotel İzmir’in Genel Müdürü Rıza Elibol ile eşi Anna Elibol… Elibol, masraf kapısı olduğu için gülümseyerek “Hobi olarak başladık, fobi olarak devam ediyoruz” dediği yatırımına 16 dönümlük bir bağla başlamış. Deneme üretimleri tanklarda dinleniyor, şaraphane inşaatının ise 2027’de tamamlanması bekleniyor.
Özetle, devlet katında şaraba pek sıcak bakılmamasına, katı reklam yasağına ve yüksek vergiler yüzünden fiyatların abartılı boyutlara ulaşmasına rağmen, iş dünyasının deneyimli isimleri yine de şarapta gelecek görüyor, bu alana yatırımlarını sürdürüyor. Üretimleri ise daha ilk rekoltelerinde uluslararası madalyalar kazanıyor, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini kanıtlıyor. Öyleyse, kadehleri bu cesur yatırımcılara kaldırmak gerekiyor…
