TBMM görevini yapsaydı bunlar olmazdı
Adalet Bakanı Akın Gürlek, fon dolandırıcılığı ile ilgili olarak bugüne kadarki en sert açıklamasını yaptı.
“Üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan bir suç yapılanmasına şahit oluyoruz” dedi.
Bakan Gürlek’e göre bu basit bir piyasa manipülasyonu değil, “kapsamlı, sistemli, organize bir piyasa dolandırıcılığı.”
Bakan Gürlek, “devlet mekanizmasına sızan bir şebekenin varlığından” dem vuruyor.
Kurumları düzgün işleyen devletlerde bu işler böyle olmaz.
Devlet bürokrasisinin bir bölümüne ya da tamamına sızıp, işlerini kendi bildiği gibi yönetecek şebekelere bizimki gibi kurumları yetersiz kişilerin ellerine teslim edilmiş ülkelerde rastlanır.
AKP’nin çeyrek yüzyıllık iktidarında devletin bazı kurumlarına şebekelerin sızmasına sık sık rastladık.
Bir defasında devleti toptan götürmelerine de ramak kalmıştı, hatırlarsınız.
Bazı kişiler bunları “tarikat, cemaat, cemiyet” gibi isimlendirmek isteseler de isim önemli değildir.
Shakespeare rahmet istedi, ne demişti; “Gülün adı gül olmasa da mis gibi kokar!”
Gerçi bu tabloda ortalığı saran koku patlak lağımı andırıyor ama ayrıntılara takılmayalım.
Mesele, devlet kurumlarının bazı çetelerin eline kolayca geçebiliyor olmasıdır.
İster adı “tarikat” olsun, ister “bizim çocuklar”, ister “camia”!
Ve işler bu hale geliyorsa bunun bir siyasi sorumlusu da mutlaka vardır.
Siyasi sorumluluk, seçilmiş yöneticilerin veya hükümetlerin, üstlendikleri kamu görevi süresince izledikleri politikalardan, aldıkları kararlardan ve yönettikleri sistemlerin sonuçlarından sorumlu olmaları, bu nedenle hesap vermek zorunda olmaları anlamına gelir.
Bu hesabı, seçimlerde oylarıyla vatandaşlar sorar.
Seçime kadar olan sürede halk adına hesabı soracak olan merci de TBMM’dir.
Bizim memlekette kimsenin böyle bir sorumluluk taşımıyor olmasının nedeni de artık ortada kendi iradesine sahip bir yasama organı kalmamış olmasıdır.
Adı var ama kendi yok bir organ bu.
Yürütme organını tek başına temsil eden Cumhurbaşkanı ne derse........
