Gezegen sağlığı diyeti: Gıda sistemini dönüştürmeden mümkün mü?
Diğer
09 Kasım 2025
Gıdanın hem insan sağlığına hem de gezegenin sağlığına etkilerini inceleyen EAT-Lancet Komisyonu raporu, daha bitkisel ağırlıklı ve dengeli bir beslenme modeline geçilmesi halinde her yıl 15 milyon erken ölümün önlenebileceğini ve tarım kaynaklı emisyonların yüzde 15 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
2019’da büyük yankı uyandıran raporun altı yıl aradan sonra yayımlanan ikinci edisyonunu değerlendiren Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Adaman, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unun ekolojik tahribatın yüzde 70-75’inden sorumlu olduğunu hatırlatarak, rapordaki uyarıların özellikle aşırı et tüketen zengin ülkelere yönelik olduğuna dikkat çekiyor.
Küresel emisyonların beşte birinden sorumlu, yoğun gübre ve pestisit kullanımıyla toprağı fakirleştiren, denizleri kirleten ve yüksek su tüketimi gerektiren mevcut gıda sisteminin insanları beslemekte de yetersiz kaldığını belirten Adaman, ‘‘Dünyanın üçte biri aç, üçte biri ise obez,’’ diyor. Türkiye’de de obezitenin arttığını vurgulayan Adaman, ‘‘Kalori alımı yüksek ama tüketilen gıdanın kompozisyonuna baktığımızda, ağırlıklı bir şekilde makarna gibi un türevlerinin tüketildiğini görüyoruz. Bozulan gelir dağılımıyla birlikte, tüketilen gıdanın kompozisyonunun da değiştiğine dair ciddi gözlemlerimiz var,’’ diye ekliyor.
Tam da bu ilişki nedeniyle, Adaman’a göre gıdanın ekonomi politiğini tartışmadan ve mevcut gıda rejiminin arkasındaki ekonomik güçleri dikkate almadan yapılan öneriler eksik kalıyor: ‘‘Dünyadaki tüm eşitsizlikleri düşünün. Bu eşitsizliklerin var olduğu bir ortamda ‘hadi daha sağlıklı gıdaya geçelim’ veya ‘gıda kompozisyonunu iyileştirelim’ demek çok naif kalıyor. Her şeyden önce iki milyar insan aç - buradan başlamamız lazım. Tamam, sağlıklı yaşayalım, ama her şeyden önce yaşayalım.’’
Eat-Lancet Komisyonu Raporu’nda önerilen ve ‘‘gezegen sağlığı diyeti’’ olarak adlandırılan beslenme modelinde, tüketilen gıdaların çoğunu tahıllar, meyve ve sebze, kuruyemiş ve baklagiller oluşturuyor. Balık, süt ürünleri ve kırmızı et ise yalnızca küçük miktarlarda öneriliyor. Bu diyetin, tamamen insan sağlığı üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak tavsiye edildiğine dikkat çeken Komisyon, yaygınlaşmasının aynı zamanda gıda üretiminin olumsuz etkilerini ve mevcut diyetlerin sebep olduğu beslenme eksikliklerini azaltacağına dikkat çekiyor.
Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Adaman’ın raporla ilgili değerlendirmelerini aşağıda paylaşıyoruz:
‘‘Gıdanın ve tarım sektörünün iklim krizine çok ciddi bir katkısı var. Biz tarım sektörünü genelde bitkisel üretimle sınırlı görüyoruz. Halbuki içinde balıkçılık da var, ormancılık da, hayvancılık da - dolayısıyla gezegensel sınırlar üzerindeki etkisi de büyük.
Biraz açacak olursak: Bu üretimi yaparken, örneğin traktör gibi araçlar kullanıyoruz. Sonra ürünleri işliyoruz. Bu süreçlerde enerji kullanıyoruz ve dolayısıyla kayda değer miktarlarda karbondioksit salımı söz konusu oluyor. İkincisi, örneğin bir Avrupalı kahvaltıda avokado yemek istediğinde, o avokado büyük ölçüde Güney Amerika’dan Avrupa’ya taşınıyor. Bu ulaşımın bir bedeli var.’’
‘‘Fakat tüm bunların ötesindeki birinci sorun, büyükbaş hayvanlardan kaynaklanıyor. Bu hayvanların sindirim sistemi, ot ve saman gibi yüksek lifli besinlere uygun şekilde gelişmiştir ve metan üreten bağırsak mikroplarına sahiptir. Bu nedenle ağızdan (geğirerek) veya anal yoldan metan gazı çıkarırlar. Üstelik metanın etkisi, karbondioksitten yaklaşık 28 kat daha yüksek. Bunları topladığımız zaman çok ciddi bir olumsuz etkiden söz etmek mümkün.’’
‘‘İkinci önemli mesele ise toprak kullanımı. Özellikle tek ürünlü, yani ‘‘monokültür’’ dediğimiz üretime geçip gübre ve pestisit kullandığınız zaman, toprak fakirleşiyor, zamanla ölüyor. Kimyasal gübrenin yarattığı önemli bir kirlilik de söz konusu. Bitkisel üretimde kullanılan gübre, yeraltı sularına veya yüzey sularıyla denizlere karışıyor. Akdeniz’in kirlenmesinin önemli nedenlerinden biri, tarımda kullanılan suni gübre ve pestisitler. Kirlilik meselesinde ayrıca sayıları giderek artan balık çiftliklerine de değinmek gerek. Bu çiftliklerin oldukça olumsuz çevresel etkileri var ve sıkı regüle edilmeleri gerekiyor.’’
‘‘Üçüncü sınırımız ise su: Tarımda çok fazla su kullanıyor. Türkiye’nin yıllık su tüketiminin yüzde 70-75’i tarımdan kaynaklanıyor. Bunun bir kısmı bitkisel üretimde kullanılıyor, bir kısmı ise büyükbaş hayvanların tükettiği su.’’
Türkiye’de yoksullukla birlikte obezite de artıyor ‘‘Bunların yanı sıra, veriler gösteriyor ki dünyanın üçte biri aç, üçte biri ise obez. Türkiye’de de obezite artıyor.
Zaten Türkiye’de ortalama kalori alımı yüksek, ama günde 10 ekmek yiyerek de kalori alırsınız. Konu kalori almak değil, o kalorinin kompozisyonu. Türkiye’de bu kompozisyon kötü.
Dünyaya bakacak olursak yaklaşık iki milyar civarında insan, yeterli kalori dahi alamıyor - yani aç. Türkiye’de ise açlıktan ölen yoksa da kötü beslenen çok. Türkiye’de tüketilen gıdanın kompozisyonuna baktığımızda, ağırlıklı bir şekilde makarna gibi un türevlerinin tüketildiğini görüyoruz. Tüketilen bu un da - örneğin siyez unu gibi - daha kaliteli bir un değil.
Ayrıca, özellikle bozulan gelir dağılımıyla birlikte, tüketilen gıdanın kompozisyonunun da değiştiğine dair ciddi gözlemlerimiz var. Türkiye’de yoksullukla birlikte obezite yükseliyor. Elimizde bu konuda ayrıntılı çalışmalar yok, fakat şüphesiz yapılması lazım.’’
‘‘Eat-Lancet raporunun dikkat çektiği önemli bir mesele kırmızı et tüketimi. Kırmızı et tüketiminin dünya genelinde azalması lazım. Hem sağlık açısından ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor hem de........
