Siyasetten arkeolojiye, masaldan tarihçiliğe…
Zekânın yapaylaştığı, aklın kısaldığı, ahlakın kaybolduğu, dinin kullanıldığı, ego’nun şişmanladığı, kişiliğin zayıfladığı, telefon tık-tıklayan parmak kasının geliştiği bir zamandayız. Sosyal medyada ne kadar takipçiniz varsa değeriniz işte o kadar. Liyakat sona erdi; onun yerine “layk” var artık. Uzmanlık mı? O ne demek ya? Her şeyden az-biraz anlamak yeterli. Tarih mi dediniz? Şu anki vaziyetimizi haklı gösteren eski hikayeler yeterli! Peki saygı-sevgi? Tamam da, bunlar artık göstermelik.
1960 sonlarında hayata ve literatüre giren “gösteri(ş) toplumu”, o 60 yıl önceki “masum” hâllerde değil şüphesiz. O zamanlardan bugüne çok ilerledik! Kendi hâlinde bir insan, artık ciddi problemli, garip, hattâ psikolojik tedaviye muhtaç görülüyor ülkemizde. “İşinde-gücünde” tabiriyle ifade edilen ve sayıları epey azalmış kişiler, “eskiden-testiden” sayılıyor. Özellikle son 10 yıldır giderek kararan paralarla hayatını sürdüren biz AkTürkler, kendimizi överek-başkalarına söverek idare ediyoruz. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin”lerle bir devamlılık yakaladığını düşünen milletimiz, diğer ülkelerin de içinde bulunduğu tuhaflık ve kepazelikler yüzünden kendisini biraz olsun iyi hissediyor.
Misal, seneye ilkbaharda Fransa’da başkanlık seçimi var. Jean-Luc Mélenchon’un tüm Sol’un desteğini alacağı çok şüpheli ama, karşısında sadece 31 yaşında bir Sağ aday var: Jordan Bardella. Bu arkadaş öyle bizde görüldüğü gibi aktüel siyasetin şartlarına göre “gerekirse Apo’yla da masaya otururuz” diyen “muhafazakar milliyetçi”ler gibi değil. Hatta........
