Buluttan savaş alanına: İran savaşı, veri merkezlerinin jeopolitik önemini ve Türkiye’nin stratejik açıklarını ortaya koyuyor
Her savaşın getirdiği yeni konular vardır. Vietnam savaşı için helikopter savaşı denilir. II. Dünya Savaşı ise tank, denizaltı ve uçakların savaşıydı. Ama şimdilerde savaşlar artık bilişim-telekom sistemlerini içine alıyor.
Orta Doğu'da bulut altyapısında yaşanan son aksaklıklar, özellikle Bahreyn ve BAE'deki Amazon Web Services (AWS) tesislerini etkileyen olaylar, yeni bir tehditin altını çizdi. Veri merkezleri artık sadece teknik altyapı değil, jeopolitik varlıklar ve potansiyel savaş hedefleri.
Fiber şebekeler, denizaltı kabloları (ki küresel internetin yüzde 90-95'ini taşıyorlar), internet trafik değişim noktaları (IDN) ve tabii ki veri merkezleri, bunlar günümüzde bankacılık ve finans sistemlerinin, eğitim ve sağlık sistemlerinin ve tabii ki kişisel ve kurumsal haberleşmenin, yapay zekanın temelini oluşturuyor.
Bölgedeki gerilimler tırmanırken, veri merkezlerine ve bağlantılarına yapılan saldırı türü, sadece bölgedeki durumu değil küresel ekonominin dijital omurgasını da etkiliyor.
Veri merkezleri saldırı hedefi haline geliyor
Şirketin açıklamalarına ve bölgeden gelen haberlere göre, önceki gün bölgedeki AWS hizmetleri, insansız hava aracı faaliyetleri sonucunda aksadı. Bu nedenle de dünyadaki tüm tesisler doğrudan etkilenmese de, AWS'den hizmet alan Orta Doğu genelindeki şirketler için bulut erişilebilirliği etkilendi. Birden fazla iş yükünde hizmet kesintileri, bulut trafiğinin zorunlu olarak yeniden yönlendirilmesi, önemli bir bölgesel bulut merkezinde güvenilirliğin azalması gibi sonuçlar ortaya çıktı. Mart başındaki drone saldırısından sonra bu 2ci saldırı oldu.
Yani Hiper ölçekli (Hyperscale) bulut altyapısı jeopolitik istikrarsızlığa karşı savunmasız.
Veri merkezleri neden stratejik hedef haline geldi?
Artık tüm çatışmalarda, savaşlarda veri merkezlerinin önemli bir hedef haline gelmesi kaçınılmaz. Modern veri merkezleri üzerinden, finansal sistemler, devlet hizmetleri, yapay zeka ve savunma ile ilgili iş yükleri ve de iletişim platformları çalışıyor. Bu nedenle, veri merkezleri stratejik değer açısından enerji santralleri, limanlar veya petrol altyapısı kadar önemli ve tehdite açık.
Veri merkezleri fiziksel olarak görünür büyüklükte binalardır. Yapay zeka iş yükleri, büyük miktarda merkezi işlem gücü gerektiriyor. Bu nedenle yapay zeka veri merkezleri enerjiyi yoğun kullanır. Bu da onları tespit etmeyi ve hedef almayı kolaylaştırır.
Önceki günkü saldırı bu yeni riske dikkatleri daha çok çekti. Bulut sistemlerinde bugüne kadar yaşanan krizler sadece teknik arızalardı, savaş yaşanmamıştı. Ama şimdi kapsama alanına savaş tehlikesi de girdi. Yedeklilik olsa bile, birden fazla bölge aynı anda etkilenebiliyor. Bir kaç ülke birdne etkilenirse, bölgesel arıza durumunda yedekleme etkisiz hale gelebilir. Şu anda mevcut eğilim, tek bölgeli yedekleme. Bu da riski artırıyor.
Türkiye'nin konumu: Fırsat mı?
Türkiye için bu gelişmeler doğrudan stratejik sonuçlar doğuruyor. Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında bir köprü olarak coğrafi avantajına rağmen, Türkiye bu fırsattan faydalanmak için teknolojik açıdan çeşitli yapısal zayıflıklarla karşı karşıya.
Zayıf fiber omurga, sınırlı sayıda yüksek kapasiteli uluslararası fiber hat, trafik değişim noktalarının (IXP) engellenmiş olması, omurga bağlantısında yetersiz yedeklilik, bölgesel aksaklıklara karşı savunmasızlık önemli sorunlar olarak sıralanabilir (26 yıldır BTK ne yapıyor allah aşkına). Çünkü kriz zamanlarında, sadece işlem gücü değil, bağlantı da darboğaz haline gelir.
Ama yanısıra, düşük veri merkezi kapasitesi, hiper ölçekli veri merkezi varlığının hala çok sınırlı olması, büyük ölçekli yapay zekâ iş yüklerini destekleyebilecek az sayıda tesis olması ve tüm bu nedenlerle yabancı bulut bölgelerine (Avrupa, Körfez) bağımlılık, bırakın fırsat olmayı, ülke için önemli bir risk yaratıyor. Google, Facebook gibi platformları bile Bulgaristan, Romanya vs üzerinden kullanmak, ülkemizin dijital egemenliğini tehdit ederken, şu anda Ortadoğu'daki duruma alternatif olarak düşünülmeyi de zorlaştırıyor.
Bütün bunların nedeni, düzenleyici kurum olan BTK'nın (ve tabii ki bağlı olduğu Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın) yarattığı belirsizlikler oldu. Karmaşık ve bazen tutarsız veri düzenlemeleri, yerli veri merkezlerinin desteklenmemiş oluşu (hatta engellenmesi), bulut altyapısı kuracak olan büyük ölçekli yabancı yatırımın önündeki engeller (5651 sayılı kanun ve altyapının yetersizliği), net bir uzun vadeli veri merkezi ve yapay zekâ altyapı stratejisinin olmaması Türkiye'nin en büyük şansızlığı. Güya sektörü düzenlesin diye 2000 yılında kurulan BTK, tam tersi bir etki yaratmış durumda. Adeta sektörün gerilemesinin pilotu oldu.
Bütün bu, istikrarsızlık ortamı sayesinde dijital egemenliğimizi kurma şansımız zayıfladı. Yatırımcılar belirsizlikle karşı karşıya kalıyor, yaptıkları yatırımlar boşa gidiyor ve bu da ekosistem büyümesini engelliyor ya da yavaşlatıyor.
Oysa, risk yaratan coğrafya, bize aynı zamanda fırsat da yaratıyor. Türkiye bunu kullanabilirdi. Belki hala da kullanabilir. Yeter ki, telekomda sahte cenneti bırakıp gerçekleri konuşalım. Yani şebekemizin ve altyapımızın yetersizliği, düzenleyici kurumun yanlış uygulamaları, bu nedenle dünya internet hızlarında 100cü sıralarda olmamıza karşın, sanki herşey son derece parlakmış gibi davranmak da nesi? TÜİK'in bile yüzde30,8 enflasyon raporladığı 2025 yılında, yüzde 11 ciro artışını bir başarı gibi göstermeye çalışan operatör genel müdürümüz var.
Acil eyleme geçmeli ve altyapıyı tamamlamalıyız
Türkiye belki hala fırsatı kullanabilir dedik. Veri ve yapay zekâ altyapısı için bölgesel bir “güvenli bölge” oluşturabilirsek, Avrupa, Kafkas Ülkeleri, Orta Doğu ve Orta Asya'ya hizmet vermek mümkün olabilir. Ancak bu acil eylem gerektiriyor. Bunun için,
Çok bölgeli ve sınır ötesi dayanıklılık: Türkiye + Avrupa + alternatif bölgeleri kapsayan mimarileri içeren ve tek bölgeye bağımlılık yerine gerçek yedekliliği teşvik eden bir yapı planlanmalı ve kurulmalı. Fiber Altyapı yatırımı: Bir yandan ülke içindeki fiber altyapı acilen iyi bir düzeye getirilirken, diğer yandan uluslararası fiber bağlantıları genişletmeli, yedek karasal ve denizaltı rotaları oluşturulmalı, internet değişim (IX) ekosistemlerini güçlendirmeli. Veri Merkezi genişlemesi: Veri merkezlerine yönelik olarak acil teşvik paketleri oluşturulmalı (enerji vs), düzenlemeler uygun hale getirmeli, yerli büyük ölçekli tesisler desteklenmeli, hyperscale firmaları da çekecek planlama yapılmalı. Düzenleyici reform: Veri yasalarını basitleştirmek ve netleştirmek gerekli. Veri egemenliğini korurken, küresel standartlarla uyum sağlamak ve ulusal bir yapay zeka ve veri altyapısı yol haritası oluşturmak ö Fiziksel Güvenlik ve “Dijital Kale” tasarımı: Kritik veri merkezlerini güçlendirirken, fiziksel + siber + enerji güvenliğini entegre etmek ve veri merkezlerini ulusal kritik altyapı olarak ele almak gerekli.Yeni jeopolitik denklem
İran savaşı temel bir değişimi ortaya çıkardı. Savaş alanı artık veri, işlem gücü ve bağlantıyı da içeriyor. Veri merkezlerini barındıran, koruyan ve kontrol eden ülkeler belirleyici bir avantaja sahip olacak.
Özetle, Orta Doğu'da bulut hizmetlerinin aksaması teknik bir olaydan daha fazlası; bir uyarı niteliğinde. Veri merkezleri 21. yüzyılın yeni stratejik altyapısı ve savaş alanının yeni varlığıdır. Türkiye açısından bakarsak, Ortadoğu'daki karmaşayı, avantaja çevirip, bölgenin dijital köprüsü olmak fırsatı önümüzde iken, acaba altyapıda mevcut kırılganlığı dönüştürmek için farkındalık var mıdır ve hızlı hareket edebilecek miyiz?
