T24'ün abone kampanyası üzerine: Hâlâ ve her şeye rağmen yapılabilen 'insan gazeteciliği'ne omuz verenlerden olmak istemez misiniz?
“Odamda iki tane New York Times vardı, biri bugünün, biri dünden kalmış. Okumak gelmemişti içimden, sezgilerim doğruymuş: Clifford Odets, işbirlikçi bir tanık kimliğiyle ifade vermiş, eski tanışların, meslektaşların adlarını sayıp dökmüş. Eski dostu Elia Kazan da bir ay önce aynı şeyi yapmış, sonra da New York Times’da çıkan ilanla desteklemişti tutumunu. Kim yutar bu hinoğluhinlikleri?
Uzun süre Clifford’u, Barbetta’da yediğimiz yemeği düşündüm: o gece bana söyledikleri içten miydi, yoksa takınma mıydı hepsi? Belki de daha kötüsü -benim ne yapacağımı ne söyleyeceğimi öğrenmeye mi çalışıyordu, ağzımı mı arıyordu?
Özel durumlarda, söz gelimi işkence sırasında insanlar çözülebilir, çözülmelidir de. Louis Aragon’un anlattıklarını düşünüyorum: Camus de ilk ve son karşılaşmamızda aynı şeyi söylemişti. Savaş sırasında Fransız yer altı örgütüne işkenceye karşı ellerinden geldiğince direnme emri verilmiş, başkalarına kaçacak zaman bırakmak için ama işkencede ölmek ya da sakatlanmak yerine konuşmayı yeğlemeleri istenmiş. Yalnız bizim burada kimse işkence görmedi…”
Yukarıdaki alıntı ünlü Amerikalı oyun yazarı Lillian Hellman’ın 1976’da yayınlanan Şarlatanlar Dönemi (Scoundrel Time) adlı anı kitabından. Türkiye'de ilk kez 1977 yılında Milliyet Yayınları tarafından yayınlanan kitabın 1990’da Can Yayınları tarafından basılan versiyonunu üniversite dönemimde babamın kütüphanesinden araklayarak bir nefeste okumuştum. Lillian Hellman’ın ABD siyasal tarihinin kötücüllük sembollerinden McCarthy Dönemi’ni bu kadar serin, sade bir yerden yaşamış -ve yazabilmiş- olması en az olayların kendisi kadar sarsmıştı beni. “Tomris Uyar çevirisi” diye bir tılsım olduğunu da yeni yeni keşfediyordum.
Şu sıralar malum haftada en az birkaç sabah yeni bir Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanının yargı marifetiyle siyasal denklemden çıkartıldığını ilan eden haberlere uyanıyoruz. Artık biliyoruz ki tutuklanan belediye başkanlarının neredeyse hepsine operasyonlar öncesinde iktidardaki Adalet Kalkınma Partisi’ne geçmeleri teklifi yapılmış. Teklifi kabul edenlerden bazılarının transfer sonrasında hızla “itirafçı” olduğu rivayet ediliyor. Hatta teklif karşısında ikircikli kalanlardan bazılarının ise içeri alındıktan sonra gücü elinde tutanlar tarafından kendilerine dayatılan role teslim olduklarına da tanık........
