menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kutuplaşmalar gündelik hayatı belirliyor; toplumsal güven zemini nasıl onarılacak?

195 5
23.02.2026

Toplum tuhaf bir eşikte duruyor. Hiç olmadığı kadar bilgiye ve habere maruz kalıyoruz ama hiçbir şeye tam olarak inanmıyoruz. Ekranlar sürekli açık; haber ve deneyim sosyal medya üzerinden üzerimize akıyor. Buna rağmen kamusal atmosferin hâkim duygusu güven değil, şüphe. Bu durum yalnızca medyaya dair değil. Toplumun ortak gelecek tahayyülü kadar “ortak gerçeklik” algısının da aşındığı bir zaman aralığındayız.

Veri Enstitüsü’nün Türkiye’nin Trendleri Araştırması, kutuplaşmanın soyut bir siyasal tartışma olmaktan çıkıp gündelik hayatı belirlediğini ortaya koyuyor. İnsanların yaklaşık yarısı siyasi kutuplaşmanın arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerini olumsuz etkilediğini söylerken, üçte ikisi ortak değerlerin azaldığını düşünüyor. Aynı ülkede yaşıyor ama aynı gerçeklikte buluşamıyoruz. “Biz” duygusu parçalanmış durumda.

Kutuplaşma yalnızca kurumlara güveni zayıflatmıyor, hakikati de parçalıyor. Bir bilginin doğruluğundan önce “kimden geldiği” belirleyici oluyor. Herkes kendi yankı odasında teyit arıyor. Güven içeriğe değil aidiyete bağlanıyor. Kamusal tartışma rasyonel zeminden kimlik ve duygu zeminine kayıyor.

Bu tablo dijital paradoksla birleşiyor. Hayatımızın büyük kısmı dijital platformlarda geçiyor; iletişimden alışverişe, örgütlenmeden sağlık danışmanlığına kadar her şey çevrimiçi. Veri Enstitüsü’nün aylık Veri Pusulası araştırmalarına göre toplum dijital dünyada da kendini güvende hissetmiyor. İnsanların önemli bir bölümü yaşadığı yerde gece yürürken nasıl tedirginse (yüzde 67), dijital alanda da benzer bir güvensizlik taşıyor. Toplumun yüzde 73’ü kişisel verilerinin nasıl kullanıldığı konusunda endişeli; yüzde 76’sı ise dolandırıcılık ve siber saldırı risklerinden kaygı duyuyor. Kısacası hem fiziksel hem dijital dünyada en çok içinde yaşadığımız alanlar, en az güvende hissettiğimiz alanlar haline gelmiş durumda.

Hayatımız çeşitlenirken güven krizimiz derinleşiyor

Bu tabloyu üç katmanlı bir güven krizi olarak okumak mümkün. Birinci katman “teknolojiye güven” krizi: Veri güvenliği, mahremiyet ve siber tehditler. Hâkim olamadığımız ama dışında da kalamadığımız bir teknolojik dünyanın içindeyiz; bu hâkim olamama hissi şüpheyi artırıyor. İkinci katman “enformasyona güven” krizi: Dijital ortamda dolaşan haberlerin doğruluğuna duyulan kuşku. Üçüncüsü ise “niyete güven” krizi: Platformların, markaların ve kurumların gerçekten kullanıcı yararını mı gözettiği, yoksa yalnızca kendi çıkarlarını mı kolladığı sorusu.

Dolayısıyla mesele dijital okuryazarlık eksikliği ya da içerik bolluğu değil. Asıl mesele dijital dünyanın mimarisinin ve hâkim aktörlerinin güven üretme kapasitesi. Erişimin artması güvenin artması anlamına gelmiyor. Aksine, erişimin hızlanması belirsizliği ve şüpheyi büyütebiliyor. Ülkenin neredeyse tamamı internet erişimine sahip; her beş kişiden dördü sosyal medyayla temas halinde. Ancak güven son derece düşük.

Bu güvensizlik ortamında dikkat çeken bir diğer dönüşüm “uzmanlığın krizi”. İnsanlar artık karşılaştıkları bir haberden şüphe ettiklerinde edilgen kalmıyor. Veri Enstitüsü’nün Türkiye’nin Trendleri araştırmasına göre........

© T24