menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Galatasaraylılık ve geçmişi anlamak

35 0
previous day

Evet, Galatasaraylılığı yıllarca andık ve hâlâ da anıyoruz. Gözleri ufuklara umutla bakan birer delikanlı olarak hayata adım attığımız Mekteb-i Sultani’de yeniden buluştuk ve o unutulmaz günleri andık. İster Boğaz kıyısındaki ilkokul bölümünden olalım; isterse başka okullardan gelip, benim gibi bir yetiştirici sınıfı okuyarak bu maceraya katılalım... Hiç fark etmiyor. O zamanlar, şimdi olduğu gibi aramızda geleceğin hanımefendileri yoktu. Erkek erkeğe, biz bize idik. Ama ne kadar gençtik, ne kadar yakışıklıydık, ne kadar hızlı ve ne kadar heyecanlıydık!...

İşte geçmişten silik anılar, solmuş resimler, albümlerden çıkıp canlanan ve aramıza katılan anılar... Yurdun dört bir köşesinden gelip ülkenin Batı’ya açılan penceresinde feyiz alan, Fransızca ile birlikte hayatta işlerine yarayacak ve onlara her türlü meslekte başarı getirecek her şeyi öğrenmeye çalışan geleceğin adamları...

Ama o yıllarda gelecek kaygısı pek yoktu elbette... Kendine özgü bir yaşama felsefesi vardı, adına Galatasaraylılık denen... Öğrenmek kadar eğlenmek de bilmek tutkusu kadar hayat denen muammanın gizlerini çözmek de önem taşıyordu. Okulda birbirimize ve de hocalara lakaplar takıyor, küçük oyunlar oynuyor, kimi zaman zor olanın etrafından dolanmayı seçiyorduk. Cumartesileri iç pilavlı kuzuyu yiyip kapıdan adım atınca, kendimizi Beyoğlu denen ve bu kez Batı’ya eğlence alanında açılan kapı olan muhteşem semtte buluyorduk. Biraz yürüyünce, kentin ana meydanı ve heykeliyle Cumhuriyet’i temsil eden Taksim Meydanı, Tünel’in aşağısında Haliç ve yine merakla keşfedeceğimiz, dünyanın en eski kentlerinden ve kültürleri, uygarlıkları harman etmiş eski İstanbul geliyordu. Ah İstanbul... Sana olan tutkumuz da Galatasaray tutkusundan aşağı kalmıyor.

Ve sinemaları, tiyatroları, yıllanmış lokantaları, sandviççileri, meyhaneleriyle Beyoğlu’nu, Roma, Bizans ve Osmanlı’sıyla İstanbul’u keşfediyorduk. Fizik, kimya, matematik, edebiyat ve şiiri; okumanın tadını, öğrenmenin heyecanını, güzel sanatların ruhu okşayan titreşimlerini keşfediyorduk. İlk kalp ağrılarımızı, ilk gönül sancılarını, ilk aşkları da keşfediyor; erkekliğe, yetişkinliğe doğru yürüyorduk. Türk popunun henüz var olmadığı yıllarda Türkçe tangolar, hüzünlü akşamlarda sesi hoparlörlerden Grand Cour’a yansıyan Nat King Cole şarkıları, Edith Piaf veya Yves Montand’dan Fransızcanın ruhunu bize taşıyan şansonları, o gençlik yıllarımızın duyarlılığına eşlik ediyordu.

Aynı zamanda sporu, maçların heyecanını, Galatasaraylı olmanın aynı zamanda centilmen bir sporcu olmak demek olduğunu da öğreniyor ve bu lise gibi, bu kulübe de gönül veriyorduk. Galatasaray’da okumak, Galatasaraylı olmak, bizleri farklı karakterlerimize rağmen birbirine bağlayan eşsiz bir tutkal gibiydi sanki... Yıllarımız o yuvanın........

© T24