Ver müzüğü
Bir ülke düşünün; herkes birbirine kızgın ama kimse gerçek failin kim olduğunu konuşmuyor.
Yönetmenliğini Sırrı Süreyya Önder ve Muharrem Gülmez’in yaptığı 2006 yapımı film, darbeyi tanklarla, generallerle ya da işkence odalarıyla anlatmadı.
Çok daha ürkütücü bir yerden yaklaştı meseleye: taşra insanının gündelik hayatından…
Çünkü gerçek darbeler bir sabah ansızın başlamaz.
İnsanlar yavaş yavaş susar.
Mizah fısıltıya dönüşür.
Herkes birbirinden şüphe eder.
Küçük insanlar büyük korkular taşır.
Ve bir süre sonra baskı, hayatın doğal parçası haline gelir.
Beynelmilel, geçmişi anlatırken aslında Türkiye’nin değişmeyen reflekslerini anlatıyordu.
Bugün ekranlara baktığınızda da benzer bir ruh hali görüyorsunuz.
Gündüz kuşakları ruh karartan yayınlarla dolu.
Akşam haberleri sinir sistemimizi sistematik biçimde örseliyor.
Spor ekranlarının önemli bölümü ise artık spor konuşmuyor; öfke pazarlıyor.
Elbette hâlâ düzeyli yayınlar var.
Reyting uğruna bağırıp çağırmayan, gazeteciliği dedikoduya çevirmeyen isimler de mevcut.
Sabah kuşakları, yarışmalar, spor programları, diziler, haberler…
Al birini vur ötekine cinsinden.
Aynı anda herkesin konuştuğu, sesi yüksek çıkanın haklı sayıldığı programlar…
Bağırmanın “yorumculuk”, aşağılama dilinin “dürüstlük”, manipülasyonun “gazetecilik” kabul edildiği ekranlar…
“Duydum”, “aldığım bilgiye göre”, “bana gelen kulis” cümleleriyle insanların peşinen suçlu ilan edildiği yayınlar…
Toplum bir süre sonra bunu gerçek gazetecilik sanmaya başladı.
Oysa ekranlarda çoğu zaman gerçeklerin üzeri örtülüyor, linç kültürü besleniyor, insanlar yargısız........
