BECEREMEZSEN YASAKLA YA DA BAKTIN OLMUYOR, BAKMA!
Türkiye, on yıllardır Avrupa’daki yasağı en çok olan ülkelerin ilk sıralarındadır.
1946’da “sözde” demokrasiye geçtiğimizden beri sürdürülen siyaset ve örgütlenme alanındaki kısıtlamalar, toplumsal yaşamın hemen her alanında yasayla ya da geleneklerle konulmuş anlamsız engeller ülkemizdeki başlıca yasaklar arasındadır.
1961 Anayasası ile getirilen kısıtlı özgürlüklerden bile, “bu Anayasa ile ülke yönetilemez” diye yakınan siyasetçiler, 1971 yılındaki askeri darbe döneminde yaptıkları değişikliklerle yasakçı düzene dönmemizi sağlamışlardı. O Anayasa’nın yürürlükte olduğu on yılda, pek çok yasağı düzenleyen Ceza Yasası zaten değiştirilmediği için geçmişe uyumda hiç sorun yaşanmamıştı!
1980 darbesiyle iktidara el koyan beş generalin güdümünde Anayasa yeniden yazılmış ve halkımızın çok büyük çoğunluğunun onayıyla yürürlüğe konmuştu. Çağdaş demokratik ülkelerin anayasalarında ne varsa, bu Anayasa’da da vardı ama “azıcık” farkla… Hak ve özgürlüklerden söz edilen her maddenin sonuna eklenen ve “ancak” diye başlayan bir cümle ile önce söylenenlerin içi boşaltılmıştı. Anayasa’yı yazdıranlar, bu ucuz kurnazlıkla, insana yaraşır hakları verir gibi yapmış ama aslında o birer cümle ile yüzlerce yıllık geleneğe uyarak yeni bir “anayasal yasakçı düzen” kurmuşlardı.
Askeri cunta, görevini tamamlamış olmanın huzuruyla ülke yönetimini sivil siyasetçilere bıraktıktan bir süre sonra hem iktidarlar hem muhalefet bu Anayasa’dan kurtulma uğraşı içindeymiş gibi görünmeye başladılar. Kim neyi neden istiyor, kim neye niçin karşı çıkıyor, hangi değişiklik isteğinin arkasında aslında ne var, doğrusu ya anlamak kolay değildi.
Yalnızca bir konu belirgindi:
Tarafların tartışmaları daha çok özgürlük, daha uygar bir yaşam kurgusundan çok hangi alanlarda, hangi yasakların nasıl düzenleneceği noktasında düğümleniyordu.
1990’ların başında Sovyetler Birliği öncülüğündeki blok dağılmaya başladığında, komünizmin Türkiye için artık “tehlike” olmaktan çıktığını düşünen iktidar birden demokrasiyi anımsadı! Demokratikleşme savıyla, Ceza Yasası’ndaki "sınıf esaslı örgütlenme ve propagandayı" yasaklayan 141 ve 142. Maddelerle birlikte ve onun karşılığı olarak, laikliği korumak için "dini esaslara dayalı devlet düzenini savunmayı" yasaklayan 163. Maddeyi de 1991 yılında kaldırdı.
Bir süre daha geçti; ülkemizin egemenlerinde ve “aydınlarında” Osmanlı döneminde doğmuş eski Avrupa hayranlığı “nüksetti”! Herkes, salgın bir hastalığa tutulmuşçasına Avrupa Birliği (AB) sevdalısı oldu. “Avrupa ülkelerinde ne varsa bizde de o olmalı” yaklaşımı toplumun her kesimine yayıldı. AB sayesinde, egemenler iktisadi büyümenin sıçrayacağını, kazançlarının katlanacağını, aydınlar ise demokratikleşeceğimizi umuyorlardı.
Türkiye’yi,........
