GÜVENOYU
Bir ülkeyi temelinden sarsan ilk etken, derinleşen ekonomik darboğazlar, tırmanan enflasyon ya da toplumu kuşatan yoksulluk değildir. Bunlar, fırtınalı bir denizin yalnızca yüzeyinde biriken köpüklerdir. Bir ülkeyi asıl içten içe kemiren, görünmez kılınan ve sessizce çürüten süreç; insanların önce birbirine, ardından kurumlara, en nihayetinde de yarınlara dair bağrında taşıdığı o son ümit kırıntısını yitirmesidir.
Çünkü bir millet ekmeğini yarıya böler, yine dayanır. Yokluğa sabreder; yıkıcı felaketlerin, savaşların yıkıntılarından tırnaklarıyla kazıyarak yeniden doğar. Ancak güven duygusunu kaybetmiş bir toplumun ayağa kaldırılması gereken tek yönü ekonomisi olamaz. Yıkılan, bir milletin ortak ruhudur. Ve ruhu zedelenmiş bir toplumun kendini toparlaması, tarihin en uzun süren trajedisidir.
Peki, bu büyük kırılma tam olarak nerede başlar?
Siyaset; bir makam kapma ya da güç devşirme yarışı değil, bir milletin ortak vicdanına ve kaderine emanet edilen en ağır sorumluluktur. Ne var ki araç ile amaç yer değiştirdiğinde, ruhumuzdaki o ilk derin çatlak belirir. Siyasette ilkesizlik baş gösterdiğinde, sandıkta liyakat anlayışı zedelendiğinde kriz kaçınılmaz olur. Para ve nüfuz, kamuya hizmetin mütevazı bir vasıtası olmak yerine siyaset sahnesine girişin yegane bileti haline geldiğinde; bilgi ve emek kenara itilir, yerini güç odaklarına, sadakat tüccarlığına ve dar grup hesaplarına bırakır.
Bir toplum, donanımsız insanların yönetime geçmesinden evvel; bilgili, dürüst, tecrübeli ve vicdanlı evlatlarının sistemin dışına sürüklenmesiyle asıl büyük kaybını yaşar. Bu çekilme davul zurnayla olmaz; sessizce, fısıltıyla gerçekleşir… Bir öğretmen sınıfa girerken derin bir iç çeker, ideallerinden vazgeçer. Bir akademisyen kürsüsüne çekilir, sesini kısar. Bir mühendis, "Benim dürüstlüğüm bu düzene fazla" diyerek masasını toplar. Bir doktor, bir esnaf, bir genç; "Benim sesimi nasıl olsa duymayacaklar" kabullenişiyle kendi kabuğuna çekilir. Asıl tehlikeli beyin göçü, sınırların ötesine yapılan değil; insanların kendi umutlarının........
