Bana Masal Anlatma! (Kimliksiz Sokaklar)
İnsan, çocukluğunu biraz da masallarda bırakır. İyilerin mutlaka kazandığına, kötülüğün sonunda cezasını bulacağına, bir gün her şeyin düzeleceğine inanarak büyür. Belki de bu yüzden çocukluk, insanın en saf ve en kırılgan dönemidir. Çünkü hayatın gerçek yüzüyle henüz tanışmamıştır. Bizim oralarda, Gaziantep’in sıcak yaz gecelerinde, damda ninemizin dizine başımızı koyup yıldızları yorgan yapar, onun sesiyle “Bir varmış, bir yokmuş…” diye başlayan masallar dinlerdik. Masallar azdı; çoğu zaman aynı masalı defalarca dinlerdik. Ama yine de sonunu merak eder, her seferinde yeni hayaller kurar, bir gün dünyayı değiştirecek kahramanlar olacağımıza inanarak uykuya dalardık.
Sonra büyüdük. Hayat çıktı karşımıza; o masallar sessizce çekildi ve yerlerini gerçeğin sert, acımasız cümlelerine bıraktı. O gün anladık ki, insanın en güzel yalanı bazen çocukluğudur.
Ne var ki insan, büyüse de içinde o çocuğun bir parçasını taşımaya devam eder. Adalete inanmak ister, dostluğa güvenmek ister, emek verince karşılığını alacağını, doğru söyleyince değer göreceğini düşünmek ister. Fakat yaşadığımız dönem, ne yazık ki bu duyguların üzerine ağır bir sis gibi çökmüş durumda. Her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor, biraz daha birbirimize yabancılaşıyoruz.
Bugün artık masalların yerini reklam cümleleri, sloganlar ve büyük vaatler aldı. Herkes umut satıyor ama kimse umudun yükünü taşımıyor. Herkes doğruluktan söz ediyor ama hakikati dile getirenler çoğu zaman yalnız bırakılıyor. Kalabalıklar içinde yaşıyoruz; ancak kimsenin kimseye gerçekten dokunmadığı, birbirinin acısını duymadığı, yüzlerce insanın yan yana yürüdüğü ama aynı yalnızlığı paylaştığı bir dönemin içindeyiz.
Şehirler büyüdü, binalar yükseldi, yollar genişledi. Teknoloji sayesinde dünyanın öbür ucundaki bir insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz. Fakat bütün bu gelişmişliğe rağmen, en temel insani değerleri kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Komşumuzu tanımıyoruz, dostlukları çıkarlarla ölçüyoruz, başarıyı makamla, itibarı alkış sayısıyla karıştırıyoruz. Oysa insanı insan yapan şey ne sahip olduklarıdır ne de başkalarının ona biçtiği değerdir; insanı insan yapan, vicdanını kaybetmeden yaşayabilmesidir.
Belki de dönemimizin en büyük trajedisi tam burada başlıyor. Çünkü artık kötülük yalnızca yapılan yanlışlarda değil, yanlışları olağan karşılamaya başlamamızda gizli. Bir haksızlık........
