Ankara’yı Konuşma Zamanı
“Ankara’nın nesini seviyorsun?”
Soruyu öyle bir sesle soruyorlar ki sanki Ankara sevilmesi güç, savunulması gereken kusurlu bir şehir. Sanki sevgi yalnızca denizi gören balkonlara, palmiyeli caddelere, martı seslerine ve gün batımında kızaran sahillere yakışıyor.
Oysa bazı şehirler güzelliğini hemen gösterir, bazılarıysa onu anlayacak kadar kalmanızı bekler.
Kendini ilk bakışta teslim etmez. Size yaranmaya çalışmaz. Kartpostal gibi poz vermez. Makyajını tazeleyip meydana çıkmaz. Biraz sert, biraz mesafeli, biraz da gururludur. Onu sevmek için yalnızca bakmak yetmez; görmek gerekir.
“Ankara’nın nesini seviyorsun?” diyenlere verilecek kısa bir cevabım yok.
Çünkü ben Ankara’nın bir şeyini değil, huyunu seviyorum.
Ayazını seviyorum mesela.
İnsanın yüzüne çarpan o kuru soğuğu… Size burada hayatın süslü bir hikâye olmadığını hatırlatır. Ankara ayazı insanı üşütmez yalnızca; kendine getirir. Ceketinizin düğmelerini kapatırken düşüncelerinizi de toparlarsınız.
Çünkü bozkır, yokluk değil sadeliktir. İlk bakışta sessiz görünür ama toprağın altında binlerce yıllık bir hafıza taşır. Gösterişsizdir; fakat köksüz değildir.........
