Rantın rengi olmaz
Gözlerinizi kapayın. Denizden yüksekliği sadece 30 metreyi bulan, yazın termometrelerin 50 dereceye dayandığı bir şehrin hemen kıyısındasınız. Ovadan yalnızca 10 kilometre uzakta… Şehrin kiri, pusundan uzakta; onu çevreleyen dağların yamacında. Serin bir havuzdan çıktığınızda yüzünüzü ılık rüzgârlar okşuyor. Adana’da bu hayali kuranlar bugünlerde hummalı bir çalışma içinde.
Bu yazı, kâğıt üzerinde “ufak” görünen bir imar tartışmasını anlatıyor. Ada, pafta, parsel numaralarına boğulmaya gerek yok; hepsi resmî evraklarda zaten duruyor. Asıl mesele şu: Türkiye’de siyaset, özellikle de imar üzerinden dönen rant söz konusu olduğunda, bir anda kimliğini değiştiriyor. Dün “rant düzeni” diye eleştiren, bugün aynı düzenin diliyle konuşabiliyor. Üstelik bu, sadece Adana’ya özgü değil; memleketin dört bir yanında aynı tablo karşımıza çıkıyor.Konu bağlamında pek tartışılmasa da, CHP’nin İstanbul’da karşılaştığı sorunların belki bir kısmı da Kanal İstanbul'a karşı duruşuyla ilgili. İktidar onlarca milyar dolarlık bir rant alanı açmaya niyetlenmişken, siz “iklim, deprem, su havzaları” gibi "naif" gerekçeleri öne sürüp “Kanal İstanbul'u yaptırmayacağız” diye diretirseniz, karşı cephe bütün gücüyle üzerinize gelir. Gerisi ise çorap söküğü gibi gelir gelmesine ama, erdemli duruşunuzun karşılığını siyaseten de alırsınız.
Tam da bu yüzden, yerelde atılan her adımın siyasette ulusal bir karşılığı vardır. Bugün Adana’daki bir karar, yarın Türkiye’nin her yerinde “Bakın, bunlar da aynı!” cümlesine malzeme olur. Zaten bu böyle olduğu için de Türkiye'nin en büyük partisi hâlâ kararsızdır.
Konumuza dönecek olursak, imar rant ilişkisinde iktidar ve CHP arasındaki roller bu sefer değişik... Adana’da Sarıçam ilçesinin Karaömerli köyüne bağlı, şehir merkeziyle Toros dağları arasında kalan, şehrin su kaynağı Çatalan Barajı’na yakın, Seyhan havzasını tepeden gören bir bölgeden söz ediyoruz. SİT alanı niteliği taşıyan, orman içinde kalan ve üç parselden oluşan bir tarla…........
