Cinnet!
Maraş ve Urfa’daki okul saldırıları sarsıcı olmanın ötesinde korkutucuydu. Bir anda tüm ülke başka okullara da aynı türden saldırı olacak mı sorusunu sordu ve müthiş bir kaygı ve korkuya kapıldı. Bu türden saldırılar daha önce gelişmiş ülkelerde, en başta da ABD’de olduğunda bize ırak, buraya uzak diyerek sanki grotesk bir korku filmini seyreder gibi seyretmiştik. Norveç’te Brevik adayı basıp gençleri katlettiğinde, ABD’de Columbine Lisesi basıldığında bizim başımıza gelmez; bu tıyneti, ruhları bozulmuş batılıların başına gelir, merak etmeyelim diyerek kendimizi sakinleştirmiştik. Bu türden ergen cinnetleri bize yabancıydı, biz aile terbiyesi almış, dindar, değerlerine saygılı gençlere sahip bir toplumduk ya bize bir şey olmazdı. Oldu ama. Şimdi suçluyu arıyoruz.
Babası polis, annesi öğretmenmiş. Babası pek çok silaha sahipmiş, merak edince oğlunu da poligona götürüp atış talimi yaptırmış. Böylece oğlu bilgisayar oyunlarından ve dizilerden gördüğünü birebir tatbik etmeyi öğrenmiş. Sonra bir gün yanına silahları ve şarjörleri alıp kendi okuduğu okula gitmiş ve önüne gelene ateş etmeye başlamış. Ölüler ve yaralılar üstü üste yığılmışlar. Katliamı yapan da ölmüş. O da yaşayanların arasında kalamayacağını biliyormuş galiba. Suçun doğrudan failinin ölmesi bir yana dolaylı failler olarak anne ve baba hemen tutuklanmış. Katliamı yapan çocuk zaten normal değilmiş, tuhaf hareketler yapan bir sosyopatmış. Okulda hiç arkadaşı yokmuş. Balık da baştan kokarmış. Anne ve baba onun tuhaf hallerini görerek onu zorunlu tedaviye sokmak şöyle dursun, tam tersine ondaki karanlık tarafı beslemişler. Onu karanlığa teslim etmişler. Çocuğun içindeki karanlık büyümüş ve en sonunda onu yutmuş. Olan da buymuş.
Ama kriminolojimiz çok gelişkin maşallah. Gelişkinliğinden herhalde, doğrudan fail ölmüşken, dolaylı failler gözaltına alınmışken bu kadarıyla yetinmemiş. Öyle ya, modern kriminoloji suçu bireysel bir cürümden öte bir şey olarak görür; onun sosyal kökenlerini de araştırır. Ülkemizin gelişmiş kriminolojisi de hemen bir araştırma yapmış ve bu cinnetin toplumsal kökenini bulmuş; şiddet içeren TV dizileri ve şiddet yüklü bilgisayar oyunları. Ha bir de her zaman olduğu gibi sosyal medya. Ah o sosyal medya ah! Var ya ülkedeki tüm toplumsal çürümenin kökleri sosyal medyadan besleniyor. Aslında gül gibi toplumuz, dert edecek hiçbir toplumsal, ekonomik sorunumuz yok, kendi halimize bırakılsak pamuk gibi, şeker gibi bir cemiyetiz. Ama gelin görün ki sosyal medya zehirlemekte bizi.
Pek tabii ki modern ve saygın kriminolojimiz sorunu teşhis etmekle yetinmeyecek kadar modern ve saygın olduğu için hemen çözümü de bulmuş. Efendim toplumumuz dini ve milli değerlerine dönerse bu melanetin kökü temizlenirmiş. Gerçi modern ve saygın kriminologlarımız bu ülkede dini ve milli değerlerimiz için insan öldürüldüğünü ve hatta yakıldığını görmezden gelmiş ama olsun. Dini ve milli değerlerimiz uyumlu, saldırgan olmayan, barışçıl nesiller yaratabilmenin anahtarıymış. Modern ve saygın kriminologlarımız pratik çözüm önerileri de üretmişler bu facia üzerinden: Okul kapılarına polis ya da bekçi, her okula psikolog, sosyal medya kullanımının sınırlandırılması ve kontrol edilmesi. Bu son öneriler sorunu çözemeyecek aslında, çünkü sorunun kökü derinlerde.
Modern ve saygın kriminolojimizi ve en az onun kadar modern ve saygın kriminologlarımızı hak ettikleri yerde bırakalım. İşin aslına gelmeye çalışalım. Bu türden saldırılar giderek yaygınlaşıyorlar. Ergenliğini yaşayan çocukların birer katliamcıya dönüşmeleri bizim topraklarımız için yeni ama dünya için artık o kadar da yeni değil. Doğru, önce gelişmiş kapitalist ülkelerde boy verdi bu felaket. Kapitalizmde mallar ve sermaye artık sınırsız bir şekilde akıyor dünyanın dört bir tarafına. Ama........
