menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cengiz Han’ın kılıcı mı, İsa Mesih’in ahlakı mı? Netanyahu’nun güç paradigması

54 0
20.03.2026

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, günlerdir süren sessizliğini bozarak dün (19 Mart 2026) kameralar karşısına geçti ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik devam eden saldırılarının seyrine dair kamuoyunu bilgilendirdi. 

Ancak Netanyahu’nun basın bilgilendirmesinde asıl dikkat çeken husus, yalnızca askerî stratejiler değil, son dönemlerde dozunu daha da artırdığı saldırgan tutumu meşrûlaştırmak adına sığındığı tarihî ve ahlâkî distopya oldu. 

Netanyahu, İran’a yönelik saldırılarının sözde haklılığını temellendirmek amacıyla şu çarpıcı ve bir o kadar da tartışmalı ifadeleri kullandı:

“Biliyorsunuz, insanlar naif olmak isterlerse içinde yaşadığımız dünyayı görmezden gelirler…Bu dünyada ahlaklı olmak yetmez. Adil olmak yetmez. Haklı olmak yetmez…20. yüzyılın önemli tarihçilerinden, çok hayran olduğum Will ve Ariel Durant’ın yüz sayfalık Tarihin Dersleri adlı eserinde zikrettiği gibi; ‘tarih, ne yazık ki ve üzücü bir şekilde, İsa Mesih’in Cengiz Han’a karşı hiçbir üstünlüğü olmadığını kanıtlıyor’… Çünkü yeterince güçlü ve acımasız olan çoğu zaman üstün gelir… Güçlü olmalıyız, silahlanmalıyız, barbarlardan daha güçlü olmalıyız… İsrail şu anda Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte tam olarak bunu yapıyor.”

Netanyahu’nun bu sözleri, bilhassa Batı dünyasındaki samimi Hristiyan çevrelerde infial uyandırarak doğrudan “Hristiyan karşıtı” bir söylem olarak nitelendirildi. 

Başbakan’ın bu ifadeleriyle aslında inşa etmeye çalıştığı zemin gayet açıktır: “Eğer yeterince cüretkâr, yeterince acımasız ve yeterince kudretliyseniz; kötülük iyiliğe, saldırganlık uyumluluğa, savaş ise barışa galebe çalacaktır.” 

Netice itibarıyla Netanyahu’nun Hz. İsa ile Cengiz Han arasında kurduğu bu kıyas; bir medeniyet tasavvuru değil, yalın bir güç paradigması ilânıdır.

Hz. İsa: Bir ahlâk ve hakikat önderi

Hz. İsa, tarihsel verilere göre MÖ. yaklaşık 6-4 yılları civarında dünyaya gelmiş; oldukça kısa süren nübüvvet hayatı boyunca insanları ilâhî melekûta, tevhide, merhamete ve manevi bir arınmaya davet etmiştir. 

Hem Hristiyan hem de İslam kaynaklarında mesajının mihverini sevgi, barış, adalet, merhamet ve hakikatin tebliği oluştururken; Kur’an-ı Kerim’de daha çok Allah’ın kulu ve resulü, “Allah’tan bir kelime ve ruh” olarak; İncillerde ise hastaları şifaya kavuşturan, fakir ve dışlanmış kitlelere yönelen bir muallim portresi çizilir. 

Özetle Hz. İsa, hayatı boyunca zulmü, kibri, zorbalığı ve yıkıcılığı değil, kalbin ıslahını ve toplumsal ve evrensel barışı esas almıştır. Bu yönüyle o, maddi fetih üzerine kurulu bir güç düzenini değil, vicdanı, merhameti, hakikati ve insan onurunu ihya eden evrensel bir ahlâk nizamı kurmayı hedeflemiştir.

Cengiz Han: Zulüm, yıkım ve istila makinesi

Cengiz Han (yaklaşık 1155–1227), 13. yüzyılın ilk çeyreğinde Orta Asya’dan Doğu Avrupa’ya kadar uzanan devasa bir coğrafyada jeopolitik dengeleri altüst etmiş ve tarihin en büyük istilâlarından birini gerçekleştirmiştir. Ancak bu askerî başarı, son derece sert, son derece yıkıcı ve acımasız bir yayılma ve tedhiş siyasetiyle yürütülmüştür. 

Cengiz teslim olmayan şehirleri ve kabileleri topluca imha edip Mâverâünnehir, Horasan ve Hârizm coğrafyasındaki kadim medeniyet havzalarını yakıp yıkmıştır. 

Bu süreçte sivil halkı kitleler halinde katlederek asırlık kültür merkezlerini harabeye çevirmiştir. Dönemin kaynaklarının da ittifakla vurguladığı üzere, bu istilâ süreci, insanlık tarihinin gördüğü en büyük yıkım ve kitlesel trajedilerden biri olarak tarihe geçmiştir

Netanyahu tarzı tarih çarpıtması

Netanyahu’nun basın bilgilendirme toplantısında sarfettiği sözler, ahlâkî haklılığın değil, mütekebbir güç ve acımasızlığın belirleyici olduğu bir savaş anlayışını meşrulaştırmaya yönelik ideolojik bir ifadedir. 

O, bu tarihsel-realizmi Mesihçi siyonist bir mantıkla savaş ve şiddet bağlamında yeniden........

© Serbestiyet