Neden Enkaz Altında Kaldık? (5): Her diploma her binaya yetmez
Önceki yazıda konut üretimini büyük ölçüde taşıyan yap-sat müteahhitlerini, eğitimi ve fiilî çalışması doğrulanmayan ustaları ve şantiyede sorumlu olduğu hâlde karar gücü bulunmayan mühendisleri ele aldım. Kâğıt üzerinde mühendisin yönettiği, gerçekte ise maliyet ve hız baskısının yön verdiği bu düzende mühendislik çoğu zaman güvenliğin kurucu unsuru değil, ruhsat dosyasındaki imzaları tamamlayan bir gider kalemine dönüşüyor.
Bu defa o imzanın sahibine daha yakından bakalım: Hangi eğitimle mezun oluyor, hangi deneyimle yetki kullanıyor ve hangi yapı için ne ölçüde yeterli sayılıyor?
Türkiye’nin en tehlikeli kabullerinden biri şudur: Diploma mühendislik mesleğine giriş belgesi olmaktan çıkarılmış, her alanda ve ömür boyu geçerli sınırsız yetki belgesi sayılmıştır.
Diploma mesleğe giriş belgesidir, yetkinlik belgesi değil.
1938 tarihli 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun, mühendislik unvanı ve yetkisiyle çalışabilmek için esas olarak diplomayı yeterli görüyor (3458 sayılı Kanun). Yaklaşık doksan yıl önce kurulan bu hukuki çerçevenin bugünün uzmanlaşmış, sayısallaşmış ve çok daha karmaşık mühendislik dünyasını karşılamadığı açık.
İnşaat mühendisliği tek bir iş değildir. Yapı, geoteknik, ulaştırma, su, kıyı-liman ve yapım yönetimi gibi birbirinden farklı alanları vardır. Elverişli zemindeki az katlı bir konut ile yüksek deprem tehlikesi altındaki hastanenin, istinat yapısı ile viyadüğün, yeni bir binanın tasarımı ile hasarlı bir yapının güçlendirilmesinin gerektirdiği bilgi ve deneyim aynı değildir. Buna rağmen mevzuatın temel varsayımı, diplomasını dün alan mühendis ile belirli bir alanda yirmi yıl çalışmış mühendisi aynı geniş yetki alanına yerleştiriyor.
Burada üniversite eğitimini küçümsemiyorum. Sağlam bir lisans eğitimi vazgeçilmezdir. Fakat dört yıl içinde inşaat mühendisliğinin bütün alanlarında, her risk düzeyinde bağımsız karar verebilecek bir meslek insanı yetiştirildiğini varsaymak eğitime de mühendise de haksızlıktır. Üniversite temel bilgiyi, düşünme yöntemini ve meslek ahlakını kazandırır; yetkinlik ise bu temelin denetimli deneyim, sürekli öğrenme ve sınanmış mesleki muhakemeyle birleşmesidir.
Kontenjan azaldı diye sorun çözülmedi.
İMO’nun 19 Ağustos 2026’da yayımladığı açıklama, sorunun güncel fotoğrafını ortaya koyuyor. 2026 yerleştirmelerinde inşaat mühendisliği için toplam 3.938 kontenjanın yüzde 91,9’u doldu; doluluk devlet üniversitelerinde yüzde 98,6, vakıf üniversitelerinde yüzde 78,4 oldu. Oda, yeterli akademik kadrosu, laboratuvarı ve teknik altyapısı bulunmayan programların sürdürülmesini haklı olarak “toplumsal risk” olarak nitelendiriyor (İMO’nun 19 Ağustos 2026 tarihli açıklaması).
Bugünkü 3.938 sayısı, 2018’de 12.853’e kadar çıkarılan kontenjanın çok altında. Fakat düşüşün önemli bölümü bilimsel insan gücü planlamasının değil, mesleğin yaşadığı ekonomik ve itibari kayıp nedeniyle aday talebinin gerilemesinin sonucu oldu. İMO’nun 2025 Vizyon Raporu, 2010’da 55 üniversitede bulunan inşaat mühendisliği bölümlerinin 2024’te 126 üniversiteye yayıldığını, bunlara beş teknoloji fakültesindeki programların da eklendiğini gösteriyor. Aynı rapora göre kontenjan 2009-2018 arasında yüzde 122 artırıldı; daha sonra yarıdan fazla azaltılmasına karşın uzun süre tam dolmadı (Geleceğin İnşaat Mühendisleri ve İnşaat Mühendisliği Eğitimi İçin Vizyon Raporu–2025).
Demek ki mesele yalnız “kaç öğrenci alalım?” sorusu değil. Hangi bölüme, hangi öğretim kadrosu ve laboratuvar kapasitesiyle öğrenci alınacağı; kabul edilen öğrencinin matematik ve fizik altyapısı; müfredatın nasıl uygulanacağı ve mezunun hangi işi hangi koşulla yapabileceği birlikte düşünülmek zorunda. İMO’nun 2026 YKS öncesinde YÖK’e gönderdiği açık mektupta da tıp için 50 bin, hukuk ve eczacılık için 100 bin, mimarlık için 250 bin olan başarı sırası sınırının inşaat mühendisliğinde 300 bin olarak korunması eleştirildi (YÖK Başkanı’na açık mektup).
Başarı sırası tek başına nitelik ölçüsü değildir. Ancak matematik ve fizikte temel yeterliği bulunmayan öğrenciyi, yetersiz kadro ve altyapıyla çalışan bir programa alıp dört yıl sonra sınırsız mesleki yetkiyle donatmak da sosyal politika değildir. Bu, hem o gence hem de yıllar sonra onun imzasının bulunduğu yapılarda yaşayacak insanlara karşı sorumsuzluktur.
Fakülte tabelası eğitim, yazılım çıktısı mühendislik değildir.
Bir inşaat mühendisliği bölümü yalnız derslikten ibaret olamaz. Yapı, geoteknik, hidrolik, ulaştırma ve malzeme alanlarında yeterli ve dengeli öğretim kadrosu; işleyen laboratuvarlar, proje ve tasarım stüdyoları, gerçek anlamda izlenen stajlar, meslek etiği, hukuk, iletişim ve iş güvenliği eğitimi gerekir. Öğrenci formül ezberlemekten çok problemi tanımlamayı, varsayımlarını sorgulamayı ve çözümünün sınırlarını bilmeyi öğrenmelidir.
Program akreditasyonu bu nedenle önemlidir. MÜDEK, mühendislik programlarını öğrenci, program çıktıları, müfredat, öğretim kadrosu, altyapı ve sürekli iyileştirme gibi ölçütlerle değerlendiriyor; fakat bütün programlar bu bağımsız değerlendirmeden geçmiyor (MÜDEK değerlendirme ölçütleri). Akreditasyon tek başına kusursuz mezun garantisi değildir; ancak asgari koşulların dışarıdan ve şeffaf biçimde sınanması için önemli bir araçtır. Eğitim vermek için gerekli koşulları sağlayamayan bölümlere öğrenci alımı durdurulmalı; eksiklikler kalıcıysa program kapatılmalıdır.
Üstelik yönetmelikler ve hesap yöntemleri giderek karmaşıklaşıyor. Bir analiz programı binlerce sayfa çıktı üretebilir; yapay zekâ saniyeler içinde model önerebilir. Fakat yanlış kurulan modelin, gerçeğe aykırı kabullerin, hatalı yük dağılımı kabulünün veya yetersiz süneklik varsayımının sorumluluğunu yazılım üstlenmez. Mühendislik, ekranda “analiz tamamlandı” mesajını görmek değil; sonucun fiziksel olarak anlamlı olup olmadığını anlayacak muhakemeye sahip olmaktır.
Genç mühendis neden imza elemanına dönüşüyor?
Plansız bölüm ve kontenjan artışının bir sonucu da genç mühendis emeğinin ucuzlatılması oldu. İMO’nun iş, istihdam ve işsizlik araştırmasında inşaat mühendislerinin yüzde 28,2’sinin, genç mühendislerin ise yaklaşık yarısının işsiz olduğu tespit edilmişti; Odanın 2026 Genel Kurulu da bu tablonun ağırlığını yeniden vurguladı (İMO İş, İstihdam ve İşsizlik Raporu; İMO 50. Olağan Genel Kurulu).
İşsizliğin ve düşük ücretin yaygın........
