Neden Enkaz Altında Kaldık? (4): Müteahhit çok, nitelik yok; ustalık kâğıtta kaldı!
Dizinin ilk yazısında insanların yalnızca çöken binaların değil, çöken bir sistemin altında öldüğünü söylemiştim (İnsanlar binaların değil, çöken bir sistemin altında öldü). İkinci yazıda binalarımızı bilmeden riski yönetemeyeceğimizi anlattım (Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz). Üçüncü yazıda ise riskin temel kazısından önce, imar kararıyla üretildiğini; depremde binalardan önce imar planlarının çöktüğünü tartıştım (Depremde binalardan önce imar planları çöktü!).
İlk şantiye şefliğimde beni altıncı kattan atmaya kalktılar.
Yıl 2000’di; ilk şantiye şefliği deneyimimdi. Bir döküm sırasında betona gelişigüzel su katılmasına karşı çıktım. Bu işlem yerleştirmeyi kolaylaştırsa da su/çimento oranını değiştirerek betonun dayanımını düşürecekti. Şantiye şefi olarak buna izin vermemem gerekiyordu.
Ustaların tepkisi teknik tartışma sınırında kalmadı; hakarete ve ardından fiziksel tehdide dönüştü: beni altıncı kattan aşağı atmaya kalktılar. Müteahhit, sorumluluk taşıyan şantiye şefini değil, işi götürü bedelle verdiği ustaları tercih etti. İşten ayrılmak zorunda kaldım.
Bu anıyı ustaları suçlamak için değil, şantiyedeki güç düzenini göstermek için anlatıyorum. Kâğıt üzerinde imalatı yönetme görevi şantiye şefindeydi; gerçek karar gücü ise usta ekibi ile onların arkasındaki müteahhitteydi. Mühendis sorumlu ama yetkisiz, usta etkili ama sistemde görünmezdi.
Aradan çeyrek asırdan fazla zaman geçti; yönetmelikler, belgeler ve elektronik kayıtlar geldi. Fakat mühendisi bürokratik imza, ustayı götürü bedelli üretim gücü, güvenliği de maliyet kalemi gören temel ilişki ne kadar değişti?
Müteahhitlik bir meslek mi, kayıt numarası mı?
Türkiye’de yapı müteahhitliği uzun yıllar, eğitim ve mesleki yeterlik gerektiren bir faaliyet olarak değil, ticaret odasına kayıt ve bir yetki belgesi numarasıyla yürütülebilen ticari iş olarak görüldü. 2019 tarihli Yönetmelik müteahhitleri ekonomik, mali, mesleki ve teknik yeterliklerine göre gruplandırdı. Bu, önceki sınırsızlığa göre bir adımdı. Fakat giriş grubu olan H grubunda ilk başvuruda iş deneyimi ve iş gücü şartı aranmaması; yapı sahiplerine belirli koşullarda geçici yetki verilmesi ve yeterliğin büyük ölçüde yapılan iş miktarı ile mali kapasite üzerinden ölçülmesi, müteahhitliğin hâlâ gerçek anlamda yetkinlik esaslı bir meslek olmadığını gösteriyor (Yapı Müteahhitliği Başvuruları ve güncel mevzuat).
Bina yapabilecek paraya veya arsaya sahip olmak; deprem güvenliği, şantiye organizasyonu, malzeme, kalite güvence ve meslek etiğinde yeterlik sağlamaz. Buna rağmen sistem müteahhidi çoğu kez ‘işi finanse eden ve evrakı tamamlayan kişi’ olarak tarif ediyor. Oysa ürettiği yapı, depremde insanların hayatlarıyla sınanıyor.
6 Şubat öncesinde yaklaşık 450 bin müteahhitten söz ediliyordu. Vatandaş erişimi sonradan kapatılan YAMBİS’te 3 Haziran 2024’te gördüğüm sayı 646.364’tü. Bu, aktif ve bağımsız profesyonel müteahhit sayısını bire bir göstermeyebilir; farklı nitelikte kayıtları içerebilir. Fakat temel sicilin kaç aktif müteahhit bulunduğunu, performanslarını ve teknik kapasitelerini kamuoyuna açık biçimde gösterememesi zaten başlı başına bir yönetim zaafıdır (Depremden sonra müteahhit sayısı neden artar?).
Konut üretiminin yüzde 80’i: Tek tabanca yap-sat düzeni.
2025 yılı itibarıyla katkı sunduğum sektör çalışmasının saha bulguları, konut üretiminin yaklaşık yüzde 80’inin kendisinden başka sürekli çalışanı bulunmayan, proje bazında ekip kuran yap-sat müteahhitlerince gerçekleştirildiğini gösteriyor. Bu resmî bir TÜİK verisi değil, sektörün kurumsal yapısını gösteren bir saha bulgusudur. Üretimin omurgasını çoğunlukla bir arsa veya kat karşılığı sözleşme çevresinde kurulan küçük girişimler oluşturuyor.
Küçük müteahhit de nitelikli, büyük şirket de kusurlu iş yapabilir; ölçek güvenliğin otomatik ölçüsü değil. Asıl sorun, geçici örgütlenmenin risklerini dengeleyecek kuralların uygulanmamasıdır. Sürekli teknik kadro yoksa, şantiye şefi sahada değilse, usta yeterliği kâğıtta kalıyorsa ve geçmiş performans yeni iş alma hakkını etkilemiyorsa en ucuz çözüm sistemin doğal galibi olur.
TÜİK’in Yapı İzin İstatistiklerinde 2015-2024 döneminde konut amaçlı yaklaşık 8,2 milyon bağımsız bölüme yapı ruhsatı verildi. Bu, yılda ortalama 820 bin yeni dairenin daha kâğıt üzerinde üretim zincirine girmesi demek (TÜİK, Yapı İzin İstatistikleri). Buradaki 820 bin sayısı ‘iskân verilen’ değil, yapı ruhsatı verilen konut amaçlı bağımsız bölüm ortalamasıdır. Ayrım önemlidir; fakat riskin ölçeğini küçültmez. Her yıl yüz binlerce yeni konut üretiyor ve her yıl güvenli ya da güvensiz yeni bir yapı stoku oluşturuyoruz.
6 Şubat depremleri sabaha karşı oldu; insanlar evlerinde yakalandı. Can kaybının konutlarda yoğunlaşması tesadüf değil. AFAD raporu da konut ağırlıklı yapı stokundaki yaygın yıkımı gösteriyor (AFAD, 6 Şubat 2023 Deprem Raporu). Yılda ortalama 820 bin dairelik üretimde müteahhit ve usta yeterliği, milyonlarca insanın yaşam........
