menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Japon İmparatoru’nun Başdanışmanı’nın bildiği -ve onbinlerce insanın hayatını kurtaracak- sır neydi?

19 0
23.08.2026

Bir yazımda ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Mehmet Adam’ın 80’li yıllarda tanık olduğum mücadelesinden söz etmiştim.

 https://www.google.com/url?esrc=s&q=&rct=j&sa=U&url=https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/peki-adamlar-nerede-139736/&ved=2ahUKEwjKtNiKvrGWAxX1gP0HHWTfJRMQFnoECAkQAg&usg=AOvVaw3S6WqrnhxeT2VfLfTabgFG

Onun söyledikleri hatırladığım şekliyle şöyleydi

Kapitalist modernleşme öncesinde, “geleneksel” adı verilen mekan üretiminde risklerle ilgili bilgilerin binlerce yıllık uygulama pratikleri olarak kuşaktan kuşağa aktarıldığına işaret ediyordu.

Buna karşılık “modern” adı verilen mekan düzeninde ise (ve özgül) uzmanlık pratikleri olarak uygulamadan ayrı olarak gerçekleştiğine. Depremlerin büyük felaketlere dönüşmelerinin arkasındaki nedenin bu bilgilerin muhatapları ile ilişkilerinin olmamasına bağlıyordu. Bu nedenle alternatif, karşılıklı etkileşime dayanan katılımcı bir planlama ve projelendirme modeli öneriyordu.

Buna karşılık Adam’ın söylediklerinin doğrultusunda Japonya, ya da hangisi olursa, İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa, Belçika… hangisine bakarsanız Türkiye’deki şehir planlama deneyimleri açısından tam bir karşıtlık olduğunu söyleyebiliirim.

Örnek olarak dev bütçelerle, ülkenin 4 büyük üniversitesinin işbirliği yaparak hazırladıkları “İstanbul Deprem Master Planı” dedikleri belgeyi ele alalım. “İşte İstanbul’u depremden kurtaracak plan” başlığıyla bilboardlarda ciltlenmiş bir kitap olarak sergilendi. Sonra unutuldu. Bu belgenin 26 sayfalık “katılım” başlığı altındaki bölümüne bakıldığında dahi kamu bütçelerini, kariyer imkanlarını kullanan bu kişilerin meselenin farkında olmadıkları anlaşılıyordu.  Bu çalışmanın uygulamalar ile hiç bir ilişkisinin olmaması beni epey bir düşündürdü.

Japon İmparatoru’nun Başdanışmanı ve beraberindeki heyetin kullandıkları yöntemler anlatılardakilere benziyordu

Yardım çalışmalarına katılmak için bölgeye gelen Japon İmparatoru’nun Başdanışmanı’nın ve beraberindeki gönüllü heyetinin 99 felaketi sonrasındaki çalışmaları bana anlatılarda söz konusu olan ve genellikle de olayların örgüsünü, sonuçlarını yeni bir eşiğe taşıyan dönüşümlerle ilginç bir benzerlik taşıdıklarını düşündürdü.

Anlatıları inceleyen bilim insanları bunlarda değişmeyen bir takım yapısal özellikler olduklarını keşfederler. Örneğin Vladimir Propp, Algirdas Julien Greimas gibi dilbilimciler masalların biçimbilimsel yapısından söz ederler.

Bu dilbilimciler bilenler vardır, yaptıkları incelemelerde özetle anlatıların binlerce yıllık tarihinde bir takım ortak özellikler olduğunu söylerler.

Bu yapılan analizlerde anlatılarda bilginin onu işleyen kişinin kendisinden bile bağımsız olan yapısıyla iktidarların, güç sahiplerinin kural koyucu konumlarıyla, ya da  sorun sahipleri, failler ile anlatıcıların bu ilişkilerdeki işlevlerinin, rollerinin birbirleriyle türdeş olmadığını anlarız. Binlerce yıllık insanlık tarihinden damıtılarak gelen masallar bu nedenle kimi zaman teorik metinlerden daha çok bilgi verebiliyor. Anlatılarda dile gelen bu eşik değiştirmeler, dönüşümler sanki birer antropojik vaka gibidir.

Anlatılarda bir kapasitesi, sermayesi olmayan sıradan kişiler, sorun sahipleri bunlar üzerinde çalışanlar ve okuyucular bilir, etkileşimli ve ilişkisel bir süreç içinde, adeta mucizevi bir dönüşümle asıl fail halini alır, farklı bir eşiğe taşınır, çözümleri........

© Serbestiyet