Eleştiri bittiğinde ne kalır?
Örgütlü mücadelede dönüştürücü eleştiri, ortak geleceğin hâlâ değiştirilebilir olduğu iddiasını taşır. Bu iddiadaki umut, geleceğin kendiliğinden iyileşeceğine güvenmekten değil, onun kuruluşuna katılabilmekten doğar. Eleştiri bu nedenle kararların ardından tanınan bir konuşma hakkına indirgenemez. Ortaklığın yönünü birlikte belirleyebilme iradesidir.
“Lenin’i ezberlemek, Lenin’i kaybetmek” başlıklı yazıda, eleştiri kanallarının kapanmasını örgütün sınıf deneyimiyle bağını zayıflatan bir epistemolojik körlük olarak ele almıştım. Fakat bu kayıp, yalnızca örgütün neyi bilebildiğiyle ilgili değildir. Deneyimin kararlara dönüşemediği yerde üyelerin siyasal etki gücü de daralır. Örgütün öğrenmesiyle üyelerinin özneleşmesi, aynı ilişkinin iki boyutudur.
Sınıf deneyimi kendiliğinden siyasal stratejiye dönüşmez. Teori ve örgütlenme, bu dönüşümün dolayımlarıdır. Ancak üyelerin deneyimi, sınıf deneyiminin bütünü değildir. İç demokrasi, işyerleriyle ve örgütsüz kesimlerle kurulan bağın yerine geçemez. Örgütün öğrenmesi, hem içerideki itirazlara hem kendi sınırlarının dışındaki mücadelelere açık olmasını gerektirir.
Siyasal partilerde, sendikalarda ve toplumsal hareketlerde eleştiri kanallarının daralması, yalnızca yöneticilerin kişisel tutumlarıyla açıklanamaz. Temsil ve iş bölümü ortak eylemin gereksinimlerinden doğabilir. Fakat devredilen yetki kolektif denetimden uzaklaştığında görev farklılığı, siyasal bir eşitsizliğe dönüşür.
Strateji oluşturmak bir kesimin ayrıcalığı, üyelik ise uygulama yükümlülüğü haline geldikçe düşünme ile yapma arasındaki ayrılık örgütün içinde yeniden üretilir. Sorun önderliğin varlığı değil, kolektif deneyim tarafından düzeltilemez hale gelmesidir.
Bürokratikleşmenin önemli bir boyutu da burada belirir. Mücadelenin aracı olan örgütsel işleyiş, korunması........
