Azerbaycan'daki yasağa nasıl bakmalı: Başörtüsü, çocuk hakları ve sol adına muhafazakârlık
Azerbaycan’dan Batı’ya: Din, aile ve devlet otoritesi karşısında çocuğun özgürlüğü
Azerbaycan Cumhuriyeti’ndeki okullarda uygulamaya konulan yeni kıyafet düzenlemeleri ve bunların ardından gelişen protestolar, çocukların başörtüsü meselesini yeniden siyasal tartışmanın gündemine taşıdı. Azerbaycan hükümeti, kamusal eğitimin laikliği ilkesine dayanarak okul kıyafeti kurallarıyla ve laik eğitim ilkesiyle bağdaşmayan giysileri yasakladı. Düzenlemelerin metninde başörtüsünden doğrudan söz edilmese de başörtüsü takan öğrencilerin ve öğretmenlerin okullara alınmadığına ilişkin haberler yayımlandı. Türkiye’de İslamcılar ve muhafazakârlar bu karara karşı çıktılar. Solun bir kesimi de farklı bir söylem kullanarak aynı tutumu benimsedi.
İslamcıların tepkisi pek şaşırtıcı değil. Onlar başörtüsünü dinsel kimliğin ve yükümlülüğün bir parçası olarak görüyor, dinin toplumsal yaşam üzerindeki otoritesinin korunmasını savunuyorlar. Ancak sol, özgürlük ve insan hakları adına konuşanların küçük kız çocuklarının “kıyafet seçme hakkından” söz etmeleri, meseleyi çok daha önemli bir boyuta taşıyor. Burada artık yalnızca dinsel bir geleneğin savunulmasıyla değil, kendisini özgürlükçülüğün diliyle ifade eden bir muhafazakârlıkla karşı karşıyayız.
Bu kişilerden biri, Azerbaycan’dan yayımlanan görüntülere tepki gösterirken şöyle yazdı: “Hiçbir ideal, bu genç kızın eğitim hakkından daha önemli değildir.” İlk bakışta insani ve tartışılmaz görünen bir ifade. Ancak asıl sorular tam da burada başlıyor: Bu kızın eğitim hakkını, dinsel dayatmadan kurtulma hakkının karşısına kim koydu? Neden eğitim ile dinsel yükümlülüklerden özgürleşme arasında bir seçim yapmak zorunda olalım? Daha da önemlisi, bu tür açıklamalarda neden küçük kız çocuklarının başörtüsü takmasının kaynağı ve başörtüsünü onlara dayatan iktidar ilişkileri neredeyse hiç sorgulanmıyor?
Çocuk, ebeveynlerinin inançlarının bir uzantısı değildir
Bir çocuk Müslüman, Hristiyan, Yahudi, dinsiz ya da başka bir inanca mensup bir ailede dünyaya gelebilir. Ancak doğumun bu rastlantısallığı, çocuğun söz konusu dine mensup olduğu anlamına gelmez. Anne babalar kendi inançlarına sahip olma hakkına sahiptir; fakat bir inanca sahip olma hakkıyla onu çocuğa dayatma hakkı aynı şey değildir. Din özgürlüğü, insanların inanma ya da inanmama özgürlüğüdür; ailenin çocuğun vicdanı ve bedeni üzerinde mülkiyet hakkı değildir.
Elbette çocukların dinsel inançları olabilir. Bir ergen içtenlikle tanrıya inanabilir ya da kendisini Müslüman olarak tanımlayabilir. Ancak bir inanca sahip olmakla önceden belirlenmiş bir dinsel yükümlülük altında bulunmak farklı şeylerdir. Mesele, çocuğun düşünceden ya da inançtan yoksun olması değildir; mesele, ebeveynlerinin inançlarının çocuk için bağlayıcı bir yükümlülüğe dönüştürülemeyeceğidir. Çocuğun soru sorma, kuşku duyma, düşüncesini değiştirme ve ailesinin inançlarını reddetme hakkı, onun özerkliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Çocukların başörtüsünü savunanlar genellikle “kişisel tercih” kavramına başvururlar. Oysa tercihler boşlukta yapılmaz. Küçük yaşlardan itibaren saçlarını göstermenin günah olduğu, bedeninin erkeklerin bakışlarından saklanması gerektiği, ailenin namusunun kendi giyimine bağlı olduğu ve bu kurallara karşı gelmesinin en yakınlarının sevgisini ya da onayını kaybetmesine yol açabileceği öğretilen bir kız çocuğu, hangi koşullarda tercih yapmaktadır? Bu ilişkileri görmezden gelip onların içinde biçimlenen bir giysiyi yalnızca bireysel özgürlüğün ifadesi olarak adlandırabilir miyiz?
Yıllar önce Kanada’nın Ottawa kentinde, hâlâ belleğimde yer eden bir sahneye defalarca tanık oldum. Müslüman geçmişe sahip ailelerden gelen on üç, on dört yaşlarında kız çocukları otobüse başörtüsüz biniyorlardı. Ancak otobüs yaşadıkları mahalleye yaklaştığında çantalarından başörtülerini çıkarıyor ve inmeden önce başlarına takıyorlardı.
Bu gözlemden hareketle o kızların her birinin kişisel inançları hakkında kesin bir yargıya varamayız. Ancak davranışlarındaki bu değişiklik ciddi bir soruyu gündeme getiriyor: Okul ile ev arasında ne değişiyordu? Kentin bir bölümünde gerekli olmayan bir giysi, mahalleye girerken neden birdenbire zorunlu hâle geliyordu? Mesele yalnızca bireysel inanç mıydı, yoksa toplumsal denetim, aile otoritesi, yargılanma ve cezalandırılma korkusu da söz konusu muydu?
Batı solunun bir kesiminin başka kültürlere saygı adına görmemeyi tercih ettiği gerçeklik tam da budur. Bu sol için Müslüman geçmişe sahip bir ailede büyüyen çocuk, bağımsız haklara sahip bir insan olarak görülmeden önce bir “kültürün” temsilcisine dönüştürülür. Sanki kültürel çeşitliliği savunmak, bu ailelerin kız çocuklarının başka çocuklar için doğal kabul edilen hak ve özgürlüklerden yoksun bırakılmasını gerektiriyormuş gibi.
Peki, kültürler ne zamandan beri hak sahibi oldu? Haklar geleneklere değil, insanlara aittir. Hiçbir gelenek, yalnızca eski olduğu ya da bir azınlığa ait bulunduğu için eleştiriden ve sınırlamalardan muaf tutulamaz.
Din özgürlüğü mü, dini dayatma özgürlüğü mü?
Çocukların başörtüsü meselesi yalnızca bir giyim meselesine indirgenemez. Dinin kendisi ve giyimi bir yükümlülüğe dönüştüren dinsel hükümler de eleştirilmelidir.
Başörtüsünü kız çocukları ve kadınlar için zorunlu kılan bir inanç sisteminde kadın bedeni dinsel düzenlemelerin konusu hâline gelir. Saçların ve bedenin örtülmesi; iffet, günah, cinsel tahrik ve ahlaki düzenin korunması gibi kavramlarla gerekçelendirilir. Bu sistem, cinsel ilişkilerin düzenlenmesi sorumluluğunu eşitsiz biçimde kadınların bedenine yükler. Böyle bir hüküm küçük kız çocuklarına uygulandığında mesele daha da belirginleşir: Bedeni, cinselliği ve dünyaya ilişkin kavrayışı henüz oluşmakta olan bir çocuk, cinselliğe ve kadın-erkek ilişkilerine dair dinsel düzenlemelerin simgesini kendi bedeni üzerinde taşımakla yükümlü kılınır.
Böyle bir yükümlülük neden doğal kabul edilsin? Bunu eleştirmek neden din özgürlüğüne saldırı sayılsın?
Din özgürlüğü, dinin eleştiriden muaf tutulması demek değildir. Irkçılığı eleştirmek nasıl inanç özgürlüğüne saldırı değilse, kadınların ikincilleştirilmesine yol açan dinsel hükümleri eleştirmek de insanların özgürlüğüne saldırı değildir. İnsanların inanç sahibi olma özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Ancak hiçbir inanç, yalnızca dinsel olduğu için toplumsal ve siyasal eleştiriden ya da başkalarının haklarını korumak amacıyla gerekli olan sınırlamalardan muaf tutulamaz.
Eğer ebeveynlerin din özgürlüğü nihai ölçüt olacaksa, çocuk yaşta evlilik konusunda ne yapacağız? Kız (ve erkek) çocuklarının........
