menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Silah bırakmak, mücadeleyi bırakmak mı?

12 0
23.08.2026

Bir süredir devam eden süreç, çerçeve yasanın gündeme gelmesiyle birlikte yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Kürt hareketine yakın çevreler yasayı, eksiklerine rağmen önemli bir başlangıç olarak değerlendiriyor. Kimi sol çevreler ve sürece başından beri karşı çıkan bazı Kürt çevreleri ise aynı kanıda değil. Onlara göre “dağ fare doğurdu". Bunca görüşme, açıklama, silah bırakma ve örgütlerin feshi tartışmasının sonunda ortaya çıkan şey kocaman bir boşluk!

Doğrusu, bu itirazları ve kaygıları bütünüyle haksız görmek mümkün değil. Çünkü ortada ne savaşın nedeni olan Kürt meselesine dair ciddi adımlar ne de demokratikleşme yönünde ilerleyen bir süreç görünüyor. Aksine siyasal alan daraltılıyor, muhalefet üzerindeki baskılar devam ediyor; kayyum uygulamaları, siyasetçiler ve seçilmişler üzerindeki yargı baskısı sürüyor.

Bu durumda şu soru gündeme geliyor: Silahlı mücadeleye neden son veriliyor? Silahlı mücadele için kurulmuş örgütler neden feshediliyor? Dahası, en sık sorulan sorulardan biri şu: Madem sonunda buraya gelinecekti, kırk yılı aşkın süredir verilen silahlı mücadelenin anlamı neydi?

Bunlar yanıtlanması gereken sorular. Ama bu soruların tartışmasına geçmeden önce karşı bir soru da sormak gerekiyor: Bir mücadele biçimi sürgit devam eder mi? Siyasal ve sosyal bilime göre hayır.

Bir mücadele biçiminin geçmişte gerekli ya da reel olması, bugün de aynı biçimde sürdürülmesi gerektiği anlamına gelmez. Tersi de doğrudur: Bugün silahlı mücadelenin sona erdirilmesini savunmak, geçmişte verilen mücadelenin yanlış ve anlamsız olduğu anlamına gelmez.

Çünkü siyaset biraz da değişen koşulları okuyabilme faaliyetidir. Dünya değişir, bölge değişir, toplum değişir, imkânlar değişir; haliyle mücadele biçimleri de değişir. Dün hareketi büyüten araç ve yöntem, başka tarihsel koşullarda hareketin önünde bir engel haline dönüşebilir.

Bugün Kürt hareketinin önündeki temel sorulardan biri de budur: 1980'lerin ortalarında başlayan mücadele biçimini sürdürmek mi, yoksa mücadeleyi yeni bir zeminde yeniden kurmak mı?

Kürt hareketinin verdiği cevap, en azından kendi açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla ikincisidir. Silahlı mücadele sona erecek ve bu mücadele için kurulmuş örgütsel yapılar feshedilecektir. Ancak bu, Kürt meselesinin çözüldüğü, Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarından vazgeçtiği ya da mücadelenin sona erdiği anlamına gelmiyor.

O halde tartışmayı yalnızca “Ne aldınız, ne verdiniz?” hesabına sıkıştırmak manzarayı anlaşılmaz kılar. Oysa asıl tartışılması gereken, bugüne değin sürdürülen mücadele biçimi terk edildikten sonra yeni mücadele biçiminin ne olacağıdır.

Silahlı mücadeleyi bırakmak ve ona göre şekillenmiş örgütleri feshetmek Kürt halkının örgütsüzleşmesi anlamına mı gelecek, yoksa yeni bir siyasal ve toplumsal örgütlenmenin başlangıcı mı olacak?

Ancak yeni dönemin ne anlama geldiğini tartışmadan önce bugüne nasıl gelindiğine bakmak gerekiyor. Çünkü silahlı mücadelenin bugün neden sona erdirildiği sorusu, onun geçmişte neden ortaya çıktığı ve ne anlam taşıdığı sorusundan bağımsız ele alınamaz.

Madem silah bırakılacaktı, neden kırk yıl savaşıldı?

Sürece karşı çıkan kimi Kürt çevrelerinin en sık sorduğu sorulardan biri budur: Madem sonunda silah bırakılacak, örgütler feshedilecek ve demokratik siyaset yapılacaktı, neden kırk yılı aşkın süre silahlı mücadele verildi? Neden binlerce insan yaşamını yitirdi, neden bu kadar ağır bedeller ödendi?

Soru ilk bakışta doğru gibi görünse de problemlidir. Çünkü geçmiş, bugünün koşullarıyla yargılanıyor.

Oysa Eruh ve Şemdinli'de isyan ateşinin yakıldığı günlerin dünyası ile bugünün dünyası aynı değildir. 1960'lar, 70'ler ve 80'ler dünyasının birçok bölgesinde ulusal kurtuluş hareketlerinin, gerilla savaşlarının ve silahlı devrimci hareketlerin güçlü olduğu yıllardı. Vietnam'dan Latin Amerika'ya, Afrika'daki sömürge karşıtı hareketlerden Filistin'e kadar silahlı mücadele dönemin siyasal gerçekliğinin önemli parçalarından biriydi.

Üstelik bütün sorunlarına rağmen kapitalist dünya sisteminin dışında başka bir güç alanı, sosyalist sistem de bulunuyordu. Bu durum ulusal kurtuluş hareketlerine bugünkünden çok daha geniş bir uluslararası hareket alanı sağlıyordu. Dünyanın birçok yerinde silahlı mücadele yalnızca küçük grupların iradi tercihi değil, dönemin siyasal ve toplumsal koşulları içinde ortaya çıkan gerçek bir mücadele biçimiydi.

Kürt hareketinin ortaya çıkışı da bu tarihsel ortamdan bağımsız değildi. Kürt coğrafyasının dört devlet arasında bölündüğü, Kürt kimliğinin ve dilinin kamusal alanda yok sayıldığı, demokratik siyaset kanallarının son derece sınırlı olduğu bir dönemde şekillendi. 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı ağır baskı ortamı da silahlı mücadeleye yönelişin koşullarını daha da güçlendirdi.

Dolayısıyla bugün gelinen noktadan hareketle “Madem sonunda demokratik siyaset yapılacaktı, neden o zaman yapılmadı?” diye sormak açıklayıcı değildir. Çünkü siyasetin imkânları da mücadele biçimleri de tarihsel koşullardan bağımsız değildir.

Bugüne dek sürdürülen mücadele, Kürt meselesini Türkiye'nin ve dünyanın gündemine taşıyan temel dinamiklerden biri oldu. Devletin uzun yıllar yok saydığı Kürt kimliği geniş bir toplumsal ve siyasal görünürlük kazandı. Kürt toplumunda güçlü bir ulusal bilinç ve örgütlenme ortaya çıktı. 1990'lardan itibaren legal siyaset alanında gelişen partiler, kazanılan yerel yönetimler, kadın ve gençlik örgütlenmeleri ve farklı toplumsal kurumlar da bu tarihsel süreçten bağımsız değildir.

Ama geçmişte sonuç üreten bir mücadele biçiminin bugün de aynı biçimde sürdürülmesi gerekmez.

Çünkü bugün 1970'lerin dünyası yok.

Silahlı mücadele yürüten hareketlerin önemli bir bölümü ya sona erdi ya da farklı biçimlerde siyasal alana yöneldi. Elbette buradan silahlı mücadelenin bütünüyle tarihe karıştığı sonucu çıkarılamaz. Devletler varlığını sürdürüyorsa ve üstelik daha fazla militarize oluyorsa, yeni nesil volantarist hareketlerin ortaya çıkmayacağını da kimse söyleyemez. İşgaller, ağır ulusal baskılar, iç savaşlar, devletlerin çözülmesi ya da siyasal alanın tümüyle kapatılması yeni silahlı direniş biçimlerini ortaya çıkarabilir.

Ancak bugün farklı koşullardayız. Klasik halk savaşı ya da gerilla mücadelesi yoluyla siyasal iktidarı ele geçirmeyi veya ulusal kurtuluşu gerçekleştirmeyi hedefleyen hareketlerin zemini geçmişe göre son derece daralmış durumda.

Üstelik devletler de kırk yıl önceki devletler değil. Gözetleme teknolojileri, insansız hava araçları, uydu sistemleri, elektronik istihbarat, sınırların daha sıkı denetlenmesi ve devletler arasındaki güvenlik işbirliği klasik gerilla savaşının hareket alanını ciddi biçimde daralttı. Dağlar, kırsal alanlar ve sınır bölgeleri eskisi kadar denetim dışı alanlar değil.

Kürt coğrafyasının kuzey parçasında yürütülen uzun süreli direnme savaşı da bu........

© sendika.org