menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sendikal çürüme ve yeni sınıf hareketi ihtiyacı

18 0
10.05.2026

Doruk Madencilik işçilerinin eylemine sendikaların yeterli desteği vermemesi, özellikle de DİSK Genel Merkezi’nin sessiz kalması, kamuoyunda sendikaların bugünkü rolü ve işlevi üzerine tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Günlerce direnen, hakları için mücadele eden madencilerin karşısında sendikal merkezlerin büyük ölçüde etkisiz ve edilgen bir çizgide kalması yalnızca anlık bir tutum sorunu değildir. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de sendikal hareketin uzun süredir yaşadığı tarihsel, siyasal ve örgütsel krizin dışavurumudur. Çünkü bugün işçi sınıfı ağır bir ekonomik yıkım, güvencesizlik, düşük ücret ve örgütsüzleştirme saldırısıyla karşı karşıyayken; sendikal yapıların önemli bir bölümü sınıfın mücadele örgütleri olmaktan giderek uzaklaşmış, düzen sınırları içine sıkışmış, kurumsal konumlarını ve koltuklarını koruyan bürokratik yapılara dönüşmüştür.

Bugün sendikaların önemli bir kısmı sarı ve işbirlikçi bir karakter taşımaktadır. İşçi sınıfının öfkesini örgütlemek yerine denetlemeyi, mücadeleyi büyütmek yerine sınırlandırmayı, sınıfın bağımsız siyasal hattını geliştirmek yerine düzen içi denge politikalarına eklemlenmeyi tercih etmektedirler. Grevlerin yasaklandığı, toplu sözleşme süreçlerinin fiilen işlevsiz hale getirildiği, işçilerin en temel hak arama girişimlerinin polis ve mahkeme mekanizmalarıyla bastırıldığı bir dönemde sendikal merkezlerin büyük kısmı sessizdir. Daha da önemlisi, bu sessizlik tesadüfi değil, sendikal bürokrasinin düzenle kurduğu uyum ilişkisinin ve mevcut konumunu koruma eğiliminin sonucudur. Çünkü sendikal bürokrasi zaman içerisinde işçi sınıfından kopmuş, kendi ayrıcalıklarını koruyan bir ara katmana dönüşmüştür. İşçi sınıfının gerçek mücadele dinamikleriyle bağlarını yitiren bu yapıların önemli bir kısmı artık sınıf hareketinin önünü açan değil, onu denetleyen mekanizmalar haline gelmiştir.

Yönetim değil, örgütlenme krizi

Ancak yaşanılan sendikal kriz yalnızca sendika yönetimlerinin işbirlikçi karakteriyle açıklanamaz. Bugün bütün sendikaların başına en samimi devrimciler getirilse bile mevcut sendikal yapıların işçi sınıfının tamamını kapsaması artık mümkün değildir. Çünkü mevcut sendikal model büyük ölçüde Fordist üretim tarzının koşullarına göre şekillenmiştir. Yani aynı fabrikada, aynı işkolunda, uzun süreli ve görece homojen işçi topluluklarının bulunduğu tarihsel dönemin örgütlenme modelidir. Oysa kapitalizm son kırk yılda üretim süreçlerini köklü biçimde değiştirmiştir. Parçalanmış üretim ağları, taşeron sistemleri, platform ekonomileri, esnek çalışma biçimleri, ev eksenli çalışma, bilişim sektörü, hizmet sektörü ve güvencesiz emek biçimleri işçi sınıfının yapısını değiştirmiştir. Dün küçük burjuva ya da orta sınıf olarak tanımlanan pek çok meslek grubu bugün hızla işçileşmiştir. Doktorlar, mühendisler, avukatlar, akademisyenler, bilişim emekçileri ve çalışanlar artık emek gücünü satarak yaşayan ücretli emekçilerdir. Kapitalizm toplumun çok daha geniş kesimlerini proleterleştirirken, eski tip sendikal yapılar bu yeni sınıfsal gerçekliğe cevap verememektedir.

Bu nedenle bugün yaşanan kriz yalnızca bir “sendika yönetimi krizi” değil, aynı zamanda tarihsel bir örgütlenme krizidir. İşçi sınıfının değişen yapısına rağmen sendikal hareket büyük ölçüde eski kalıplar içinde düşünmeye devam etmektedir. Oysa günümüz kapitalizmi parçalı üretim biçimleriyle işçi sınıfını yalnızca ekonomik olarak değil, örgütsel ve ideolojik olarak da bölmektedir. “Gri yaka”, “prekarya”, “yeni orta sınıf” gibi kavramlar da bu bölünmeyi derinleştiren........

© sendika.org