Türkiye işçi sınıfı hareketinin yakın geleceği için hazırlık notları
“İşçi sınıfı hareketinin yeni doğrultusu” dosyasındaki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.
İşçi sınıfı hareketinin kapitalist güçler tarafından giderek daraltılmaya çalışılan bir kuşatma altında tutulması, yeni değil. Türkiye’ye özgü bir olgu da değil.
Kapitalist dünyanın tarihsel krizi... Büyüme üretkenlik ve birikim hızlarında düşüşler... Yeni teknolojilere geçiş/yatırım maliyetlerinin muazzam artması... Kapitalist ekonominin yeni lokomotifi gibi görünen yapay zeka ve yarı-iletkenlerde büyüyen balonlar ve artan çöküntü riskleri... Jeopolitik (emperyalistler arası ve bölgesel kapitalistler arası) güç mücadelelerinde kızışma... Özgürlük değil daha şiddetli sömürü ve daha büyük egemenlik isteyen bir tekno-mali oligarşinin, faşist veya despotik rejimlerin ve toplumsal muhafazakarlığın yükselişi... Bir dönem emeğin demokratik, sendikal ve sosyal haklarının güvencesi ve ilerleticisiymiş gibi lanse edilen AB’nin, emperyalist kapitalist rekabette gerilemesinin ve sıkışmasının bu vitrinlerinden bile eser bırakmaması ve bunun da emeğin tarihsel mücadele kazanımlarının, hak ve güvencelerinin (ya da onlardan geriye ne kaldıysa) büsbütün aşağıya çekilmesini hızlandıran ve kolaylaştıran etmenlerden biri olması... Ve kuşkusuz dünya ve birçok ülke işçi sınıfında birikimli örgütlenme ve mücadele arayış ve eğilimlerinin, isyan direniş grev dalgası dinamiklerinin yükselişi... Tüm bunlar ve daha fazlası, uluslararası kapitalist güçlerin işçi sınıfına dönük saldırı ve gasplarla birlikte işçi sınıfı hareketini kuşatma, kısıtlama ve etkisizleştirme çabalarını da artırmaktadır.
İşçi sınıfı hareketi ilksel oluşum süreçlerinden günümüzdeki genişleyen temelden sancılı yeniden oluşum sürecine kadar, her daim kapitalist-gerici güçler ve ilişkilerin kuşatması altındaydı. Kapitalizmin her tarihsel kriz sürecinde olduğu gibi, bugün de dünya çapında daha fiili ve güce dayalı bir sermaye diktatörlüğü karakteri daha fazla belirginleşiyor ve keskinleşiyor. Emek ve doğa yağması önündeki her türlü dirence karşı daha fazla tahammülsüzleşiyor.
Bugün bu sermaye kuşatmasının yeni denilebilecek iki halkasını daha vurgulamak gerekiyor:
Birincisi, emek ve doğa yağmasına veri yağmasının da eklenmesi. Yani dijital teknolojilerin ve yapay zekanın işyerlerine, giderek her türlü işletme ve kurumsal sürece daha derin bir sömürü, yağma ve kontrol aracı olarak entegre edilmesi. Dijital taylorizmin, emeği sendikasızlaştırma, işten atma, güvencesizleştirme, değersizleştirme, gigleştirme, daha detaylı-karmaşık toplumsal-teknik ve uluslararası işbölümü biçimleriyle parçalama-katmanlaştırma ve yabancılaştırma yöntemi olarak kullanılması.
İkincisi, tekil işletmeler, tekil sektörler, tekil alanlar/bölgelerden ziyade, burjuva işletme literatüründe “eko-sistem” denilen, çoklu şirketler, kurumlar, faaliyetler, teknolojiler arası ilişki ağlarının öne çıkması ve esas hale gelmesi. İmalat temel önemini korumakla birlikte, enerji, lojistik, finansman, Ar-Ge, üniversiteler, eğitim ve dijital ağ ve kontrol süreçlerinin de öneminin artması: Bunların birbiriyle ilişki ve entegrasyon içinde bir bütün oluşturması. Örneğin otomotivde makine-motor-metalin ötesinde, elektronik, yarı-iletken, ileri malzemeler, kimya, enerji, lojistik, yapay zeka gibi bileşenlerin toplam artı-değer içindeki önem ve ağırlığının artması. Giderek genişleyen, çeşitlenen, karmaşıklaşan “eko-sistem” ağ ve örüntüleri, tekil bir işyeri, sektör veya alanda örgütlenme ve mücadelenin önemini azaltmasa bile etkisini azaltıyor, tekil kaldığı ölçüde yaygınlaşma olanaklarını daraltıyor.
Diğer taraftan tekil işyeri, sektör ve bölgelerin ötesinde, üretici güçlerin toplumsallaşma niteliğinin yeni ve daha yüksek bir düzlemini oluşturan “eko-sistemler”, emeğin toplumsal-bileşik gücünü artırma potansiyeli de taşıyor. Örneğin günümüzde imalat alanıyla birlikte, enerji, lojistik, veri merkezleri, teknoloji merkezleri, üniversiteler, finans merkezlerinin de önem kazanması, bunların her birinin üretimi ve bütünü durdurabilecek kapasiteye sahip olması. Ancak bunun yarattığı yeni daraltma/parçalama/kuşatıcılığı aşmak ve yeni olanaklarını değerlendirmek, daha gelişkin bir çoklu-bileşik merkezi-kolektif (bir’den çok’a, çok’tan bir’e, çok’tan çok’a, birbirini besleyen ve geliştiren) örgütlenme ve mücadele biçimleri ve içeriklerinin geliştirilmesine ihtiyaç var. (Buna döneceğiz.)
Dünyada işçi sınıfı hareketinde yeni eğilimler
Dünyada mücadeleci sendikal ve siyasal işçi örgütleri açısından şu eğilimler öne çıkıyor:
1- Dijital teknolojiler ve yapay zekanın, sendikasızlaştırma, işten atma, işçilerin bilgi ve becerilerini gasp ederek güvencesizleştirme ve performans artırma aracı olarak kullanılmasına karşı mücadeleler. İşçilerden toplanan ve işçilere karşı kullanılan verilerin sınırlandırılması için mücadeleler. İşçilerin işyerlerindeki veri sistemleri ve yapay zekanın kullanım biçimleri üzerinde söz ve kontrol sahibi olması için mücadeleler.
2- Bir yandan dijital emek platformları gibi yığınsal taşeron-gig çalışma alanlarında, diğer yandan teknoloji, bilişim, dijital medya, çip, akademi gibi “beyaz yakalı” ve teknolojik çalışma alanlarında örgütlenme ve mücadeleler. Kuşkusuz dünya çapında maden, liman, demiryolu, otomotiv, ağır sanayi, eğitim, sağlık gibi “geleneksel” denilen alanlarda da artan örgütlenme girişimleri ve grevler var ve artıyor. Ancak “gelişmiş” kapitalist ülkelerde bu alanlardaki mücadelelerde de bu geleneksel alanlara da algoritmik yönetim/yapay zeka ve otomasyon süreçlerinin girmesi önemli bir direniş etmeni haline geliyor.
3- Bir diğer eğilim, işçi sınıfı hareketin iklim-ekoloji hareketleri, kadın hareketleri, öğrenci hareketleri, göçmen hareketleri, yerli ezilen kesim ve yoksul toplulukları ile ittifak girişimlerinin artması. Bu toplumsal hareketlerin sınıfsal bileşim ve dönüşümlerine bakıldığında, (bir dönemki köylülük gibi) işçi sınıfının dışındaki toplumsal sınıf veya güçlerle ittifaktan ziyade, işçi sınıfı hareketinin bileşeni ya da yarı-bileşeni olarak görmek gerekir. Ancak tabii bunun için işçi sınıfı hareketinin proleter-demokratik gelişkinliği kadar, bu hareketlerin hangi sınıfın ve sınıf siyasetinin öncülüğünde geliştiği önemlidir.
4- İşçi sınıfı hareketlerinin siyasallaşma dinamikleri gelişiyor. İsrail’in soykırımına karşı/Gazze ile dayanışma için başta İtalya’daki genel grevler, Güney Avrupa liman işçilerinin grevleri, ABD’de Microsoft, Google, Amazon bilişim işçilerinin merkez ofis işgalleri ve kitlesel gösterileri olmak üzere, dünya çapında milyonların katıldığı eylem ve kampanyaları önemli bir siyasallaşma dinamiğini gösterdi. Güney Kore’de son 10 yılda iki faşizan-aşırı gerici devlet başkanını büyük militan grev dalgalarıyla indirmekle (2016 ve 2024) kalmayıp, dijital emek platformları gibi yeni gig emek alanlarının iş yasaları ve işçi hakları kapsamına alınması ve taşeron işçilerin ana firmayla sözleşme yapma hakkı tanıyan yasa çıkartılmasını sağlaması da sınıfsal-siyasal bir kazanım kapsamındadır. Dünya çapında ABD’den Hindistan’a, işçi sınıfının öncü kesimlerinin sermayenin emek ve doğa yağmasına karşı mücadelesi ile, sermayenin bu yağmacı saldırganlığını pervasızlaştıran ve kolaylaştıran faşist, faşizan, aşırı gerici-despotik iktidar biçimlerine karşı mücadelesi bir bütün oluşturuyor.
Türkiye işçi sınıfı hareketinde yeni eğilimler
Sendikasız işyerlerinde taban inisiyatifiyle fiili grev, fiili TİS eğilimi. Bürokratik düzen sendikalarının olduğu sektörlerde, bazı işyerlerinde taban inisiyatifiyle ortaya çıkıp yayılabilen, satış sözleşmesini tanımama, fiili grev veya eylemlerle ek sözleşme istemi örnekleri.
Bazı işçi direnişlerinde başını genellikle orta yaşlı, deneyimli, asgari ücretin bir iki tık üstünde alan işçilerin çektiği işçi komite ya da platformların taban inisiyatifi. Ya da bu gibi taban organlarının direniş başladıktan sonra oluşturulması. Bağımsız mücadeleci sendikaların, bağlantıya geçtiği işyerlerinde, bu tür öncü işçi gruplarıyla toplantılar yaparak direnişi hazırlaması ya da direniş başladıktan sonra ortaya çıkan öncü işçi gruplarıyla birlikte direniş inisiyatifini geliştirmeye çalışması.
Eğitim düzeyi yükselmiş, ilgi alanları ve gereksinmeleri “bir lokma, bir hırka, bir dam” olmaktan çıkıp çok yönlüleşmiş, yetenekleri de çok sayıda farklı işe girip çıkmaktan (aynı zamanda sosyal medya ve teknoloji kullanıcılığıyla) çeşitlenmiş, yeni bir “toplumsal işçi” profilinin tohum olarak ortaya çıkması. Genç işçiler genellikle direnişleri ilk başlatanlar olmasa da direniş sürecinde genç ve kadın işçilerin farklı bir inisiyatif ve yaratıcılık ile kendini göstermeye başlaması.
Taşeron ve tedarik şirketi işçilerinin direnişlerinde ana firmanın, belli bir holdingin bir iştirakindeki direnişlerinde holding genel merkezinin hedefe konulması.
İşçi direnişlerinde yalnızca patronu ve/ya ana patronu değil, onun merkezinde/içinde bulunduğu “eko-sistem” ağlarının bütününü (belediyesinden düzen partilerine, mafyasından tarikatına, taşeronlardan esnaf derneklerine, devlet iktidarından kolluklara, düzen sendikacılığına kadar), direnişin yarattığı etki alanıyla birlikte somut olarak teşhir etmek.
İşyeri önünde beklemekle sınırlı kalmayan, hareketli ve kısmi seferberlik tarzı, daha etkin ve çeşitlendirilmiş direniş/eylem biçimleri. Açlık grevleri, yürüyüşler, işyeri işgali girişimleri, işyerini terk etmeme, işyerine mal giriş çıkışını engelleme, yol kesme, sanayi içinde diğer işyerlerini durdurup eyleme katarak yapılan kitlesel yürüyüşler, il-ilçe merkezine ve Ankara’ya yürüyüşler, şirket genel merkezi, patronun villası, patronun üyesi olduğu sermaye örgütü önünde yapılan eylemler, Meclis önüne taşınan eylemler, kent merkezi ana caddelerinde konvoy eylemleri, mücadele edilen sermaye grubunun mağaza, market, AVM gibi “halka açık” işyerleri varsa buralarda yapılan teşhir ve blokaj eylemleri…
Arayış içindeki bir işçi kesiminin, sosyal medyadan, muhalif basın, sendika, yerel TV kanallarından ülke çapındaki işçi grev ve hareketlerini yakından takip etmesi. Öne çıkan ve kazanımla sonuçlanan bir işçi direnişinin bir dizi başka direnişi daha tetikleyebilmesinin ve yöntemlerinin başka direnişlerde de uygulanmasının arka planında bu dijital “işçi takipleşmesi” vardır. Aynı işyerinde, sektörde, bölgede çalıştığı halde iş yoğunluğu ve idari tedbirler nedeniyle birbirini tanımayan işçilerin, dijital mecralar üzerinden platformlar oluşturarak birbiriyle iletişim ve etkileşim kurma, sorunlarını, taleplerini ve bazan eylemlerini ortaklaştırma eğilimi.
Eskiden işçi sınıfı ve sınıf mücadelesi denilince 4–5 büyük şehir ve 4–5 büyük sanayi sektörü akla gelirdi. Bugün işçi sınıfı ve sınıf mücadelesi tüm coğrafyaya, illere, ilçelere ve köylere kadar yayılmış, geleneksel olanların yanı sıra çok sayıda yeni emek alanı, bölgesi ve sektörü ile çeşitlenmiş durumda.
Belli bir işçi kesiminin daha toplu ya da yığınsal hareketine, kısmi seferberliğine dönüşen işçi direnişleri. Örneğin kamu taşeron işçileri hareketi, otomobil-metal işçileri hareketi, motokurye işçileri hareketi, maden işçileri hareketi, emekliler hareketi, özel sektör öğretmenleri hareketi, KYK’lı öğrenci-işçiler hareketi gibi.
Belli bir işçi direnişinin çevresinde oluşan etkin ve eylemli dayanışma halkaları ve çok yönlü yöntem ve araçların kullanılmasıyla, kısmi toplumsallaşmış işçi hareketi ya da işçi eksenli kısmi kitle seferberliği denilebilecek, genişletilmiş direniş biçimleri. Şimdiye kadarki en çarpıcı örneklerinden biri, yalnızca 200 Migros depo işçisinin direnişinin ülke çapında yarattığı gündem ve etkidir. Kent merkezinde stratejik noktalarda eylemler, sayısız Migros mağazasında destek eylemleri, sosyal medya ve tüketici boykotu kampanyaları, işçilerin gözaltına alınmasına karşı toplumsal tepki kampanyaları, öncü kadın işçiler üzerinden kadın hareketinin dayanışma eylemleri… Metal Fırtına’da ise 15 bin metal işçisinin iş durdurup fabrikalarda kamp kurma direnişinin, hem koordinasyonunu ve yönlendirilmesini sağlayan hem de ülke çapında etkisini, yankısını, dayanışmayı artıran sosyal medya platformu organizasyonu da önemli bir örnektir. Grev, işgal, direniş, eylem, hareket, dayanışmayı birleştiren; ekonomik, siyasal, toplumsal-kültürel etkinlik mecralarını birleştiren, işçi direnişlerinin toplumsallaşma biçimlerine, Soma’dan Agrobay’a kadar birçok başka örnek verilebilir.
Kadın işçilerin olduğu hemen her direnişte, kadın işçilerin öne çıkması. Flormar direnişi bir bütün olarak kadın işçi direnişi olarak etkisini büyüttü. Farplas’ta işgali başlatan polis saldırısına karşı çatıya çıkıp direnen de kadın işçilerdi. İstanbul çorap fabrikalarındaki fiili grevlerin başını çeken kadın işçilerdi. Migros depo direnişinde öne çıkan yine bir genç kadın işçiydi. Urfa Özak Tekstil’de üç ay önce işe girip az rastlanır biçimde işyeri temsilcisi olan, işten atılması direnişi tetikleyen bir öncü kadın işçiydi.
Az çok grev ve direniş geleneği olan sektör ve havzalarda, işçilerin her zam döneminde, fiilen ortak bir taban ücret kırmızı çizgisi oluşturması ve bunun altına düşüldüğünde fiili eylemlerle yanıt vermesi.
Ağırlıklı eylem taleplerini ücret artışı oluştursa da tüm işçi grev ve eylemlerinde işçi sınıfı onurunun, bir dizi direnişte de işçi sağlığı ve güvenliği, şiddet ve mobbing karşıtlığı, çalışma sürelerinin kısaltılması gibi........
