Kiraz mevsimi
1. Enflasyon ve üstyapı
1970’li yılların ilk yarısında halkın sağlıklı haber alma kanallarının başında gazeteler gelirdi. Televizyonun evlere yaygın girişi 1975 senesinden sonradır. Radyo ise uzun zamandır vardır ama radyo ve televizyon haberleri tek yanlı ve ayrıntılı değildir. Gerçekte ne olup bittiğini merak edenler gazeteleri takip ederlerdi. Devlet ve hükümet yanlısı gazeteler bile en azından bugünkülerden daha tarafsız ve halkçıydılar.
1974’te okuma yazma öğrendim ve 1974 yazından itibaren okuma yazma bilmeyen esnaf babam kendine gazeteleri okumamı isterdi. Çarşı içinde esnaf olduğundan komşu dükkanlardan değiştirilen gazetelerle birlikte her gün en az üç dört gazetenin haberlerini okurdum babama. Ticaretle uğraşan çarşı esnafını ilgilendiren haberler genellikle tuttukları partilerin siyasetçilerin atışmaları olsa da asıl ilgilendikleri haberler ekonomi ağırlıklı olurdu. Başta da fiyat artışı, kısaca piyasadaki zam haberlerini takip ederlerdi. Bir görev gibi başlayan gazete okumak zamanla bir alışkanlığa dönüştü bende. Abartmadan söylüyorum o tarihten bugüne iki şeyin haberi ülkede hiç değişmedi: Birincisi; zam, fiyat artışları, enflasyon. İkincisi; hükümetlerin enflasyon ile savaşıyoruz, yakında enflasyonu bir sorun olmaktan çıkaracağız sözleridir. Ülkede “trafik canavarından” önce “enflasyon canavarı” vardı.
Benim ilk gözlemim, zamlar kronik hale gelip fiyatlarının bir daha eski seviyelerine düşmeyeceğini hisseden esnaf, ticaret erbabı, en büyüğünden küçüğüne kadar istisnasız hepsi şunu keşfetti: Mal satmadan, malı elde tutarak, mal stoklayarak da para kazanılabiliyor. O yıllara kadar “aksataya” inanan esnaf, enflasyondan dolayı satılan malı yerine koyamama korkusu ve kokusunu aldığı yüksek kâr beklentisiyle ellerindeki malı nazla satmaya başladı. Belki o yıllarda Türkiye’de sermaye kıttı, üretimi hızla arttıracak bir esnek bir üretim kapasitesi yoktu. Yine de halihazırdaki üretim kapasitesi o günkü normal talebi karşılayabilirken kısa sürede mal yoklukları ve ikinci bir pazar olarak karaborsa doğdu. Ekonomik olumsuzluklar; Kıbrıs harekâtı, Amerikan ambargosu, artan petrol fiyatları bile kıtlık ve karaborsaya yol açacak düzeyde değildi. Bugün yüksek enflasyon için çok sık kullanılan bir argüman olan parasal genişlemeden bahsedilmezdi bile.
Yeri gelmişken kısaca değinelim. Meşhur ve önemli bir tartışmadır altyapı-üstyapı ilişkisinin belirleyiciliği tartışması. Altyapı üstyapıyı belirler mi? Evet, belirliyormuş! Hem de öyle bir belirliyormuş ki hissedilmedi bile! Çok kısa bir zamanda çarşı esnafı ve tüm üretici, sanayici, tüccar, bir iki senelik zaman zarfında pazar koşullarını takiben yeni bir ahlaka (üstyapı) sahip oldular. Hak kapısına, aksataya, rızkı veren Allah’a inanan esnaf kısa bir zaman içinde tıpkı bugün gözünü para piyasalarından ayırmayan prototipin atası olarak zam haberlerini izleyen uyanık satıcılara dönüştüler. Başta, petrol şokunun yarattığı fiyat artışlarından korunmak amacıyla başlayan süreçte hem ticaret yapma tarzlarını hem de ahlaklarını güncellediler. Dışsal bir ekonomik gelişme olan petrol şoku ile başlayan fiyat artışlarına karşı kendini koruma amacıyla başlayan bu süreç daha sonra kâr oranlarını lehlerine çevirebilecek mazeretleri ve ortamı sağlamıştı ülkenin ticaret erbabına. Altyapı-üstyapı arasındaki “kerteler” arası geçiş inanılmaz hızlı olmuştu. İnsanın yeni toplumsal koşullara/ilişkilere uyarlanma hızı beden, zihin ve kültürel ağ içinde devamlı yeniden üretilen düşünce ve düzenlemelerle oluşmakta olduğuna dair iyi örnektir yeni durum. Tabii ki bir sonraki aşamada üstyapı, altyapıdaki bu değişimi meşrulaştırıcı parasalcı politikalar 12 Eylül askeri darbesiyle de kalıcılaşmıştır. Bir de İslamcı cenah, İslamiyet’te içtihat kapısı açık mıdır kapalı mıdır diye tartışır ara sıra. Görünen o ki lüzum hasıl olduğunda dini bütün birilerine kapılar hep açıkmış.
2. Merkez Bankası toplantıları
Enflasyonla mücadele dünyada ve Türkiye’de Merkez Bankası görevleri arasındadır. Merkez Bankası nerdeyse her ay toplanıyor ve faiz ve enflasyon konusunda aldığı önlemleri, izlediği politikaları anlatıyor. Merkez Bankası başkanları özellikle de son zamanki başkanları sunumlarında ağızlarından yanlış bir kelime çıkar da koltuktan aforoz ediliriz diye hemen hemen hiçbir şey söylemiyor/söyleyemiyor. Dönüp dolaşıp, piyasaları yakından takip ediyoruz, elimiz çok güçlü, enflasyonla mücadele programını uygulamaya kararlıyız ve benzeri sözleri duyuyoruz. Zaten soru cevap kısmına geçerken Merkez Bankası Başkanı her toplantıda hatırlatıyor: “Lütfen sorularınız yapılan sunum çerçevesinde olsun.” Siyasi soru sormayın, ekonomi politikasına girmeyin, yalnızca teknik soru alalım demeye getiriyor. Merkez Bankası Başkanı’na hak........
