Postmodern İslam, kimlik, iktidar ve anlamın parçalanışı üzerine
Fotoğraf: İsmailağa Cemaati’nin eski lideri Hasan Kılıç’ın 23 Nisan 2024’te İstanbul Fatih Camii’ndeki cenaze töreni (Getty Images)
Modernite, din ile akıl, gelenek ile ilerleme arasında keskin ayrımlar kurarak toplumsal alanı yeniden şekillendirmiştir. Buna karşılık postmodernite, bu keskin ayrımları çözen, hakikatin çoğulluğunu ve anlamın parçalanmışlığını öne çıkaran bir düşünsel zemin sunar. Bu bağlamda “postmodern İslam” kavramı, yalnızca İslam’ın modern dünyaya adaptasyonu değil; aynı zamanda İslam’ın, modernliğin krizleri içinde yeniden yorumlanma biçimlerinin toplamı olarak ele alınmalıdır.
Postmodern düşünce, evrensel doğruların ve büyük anlatıların (meta-anlatılar) çözülmesini ifade eder. Bu çözülme, dini de sabit ve mutlak bir hakikat kaynağı olmaktan çıkararak, yorumlara açık, çoğul bir anlam alanına dönüştürür. Bu noktada İslam, tekil ve değişmez bir yapı olmaktan ziyade, farklı coğrafyalarda, sınıfsal konumlarda ve siyasal bağlamlarda yeniden üretilen bir söylemler bütünü haline gelir. Postmodern İslam, bu anlamda “hakikatin çoğulluğu” ilkesini kabul eder gibi görünse de, çoğu zaman bu çoğulluk, neoliberal düzenin ihtiyaçlarıyla uyumlu bir esneklik biçimi olarak ortaya çıkar. Din, artık yalnızca inanç sistemi değil; kimlik, kültür ve hatta tüketim nesnesi haline gelir.
Kimlik politikaları ve postmodern İslam
Postmodern çağda sınıf temelli siyaset geri çekilirken, kimlik temelli siyaset ön plana çıkmıştır. Bu süreçte İslam, özellikle Müslüman toplumlarda bir “kimlik işareti” olarak yeniden inşa edilmiştir. Ancak bu kimlik, klasik anlamda ümmet bilincine dayalı kolektif bir yapıdan ziyade, parçalı ve çoğu zaman bireyselleşmiş bir form kazanmıştır. Bu dönüşüm, İslam’ın siyasal alandaki rolünü de değiştirmiştir. Artık İslam, devrimci ya da sistem karşıtı bir ideoloji olmaktan ziyade, sistemle uyumlu, hatta sistemin meşruiyetini sağlayan bir araç haline gelmiştir. Böylece postmodern İslam, direnişten çok uyumun ideolojisi olarak işlev görmeye başlar.
Postmodern İslam’ın en belirgin özelliklerinden biri, neoliberal ekonomiyle kurduğu ilişkidir. Dinin metalaşması, yani piyasa ilişkileri içinde yeniden üretilmesi, bu sürecin temel dinamiklerinden biridir. İslami finans, helal tüketim piyasası, dini sembollerin moda ve medya aracılığıyla dolaşıma sokulması, bu metalaşmanın somut örnekleridir. Bu durum, dini pratiklerin içeriğini de dönüştürür. İbadet, etik bir sorumluluk olmaktan çıkarak bireysel tatmin ve sosyal statü göstergesine dönüşebilir. Böylece din, toplumsal adalet talebinin değil, bireysel başarı ve uyumun bir aracı haline gelir.
Siyasal iktidar ve postmodern İslam
Postmodern İslam, siyasal iktidarlarla kurduğu ilişkide de özgün bir karakter sergiler. Modern dönemdeki ideolojik İslamcılık, devleti dönüştürmeyi hedefleyen bir proje olarak ortaya çıkmıştı. Ancak postmodern dönemde bu hedef, büyük ölçüde yerini mevcut iktidar yapılarına entegrasyona bırakmıştır. Bu bağlamda postmodern İslam, çoğu zaman otoriter siyasal yapılarla uyumlu bir söylem üretir. Hakikat iddiasını parçalayarak çoğullaştıran postmodern yaklaşım, paradoksal biçimde, iktidarın eleştirisini zayıflatabilir. Çünkü her şeyin göreli olduğu bir dünyada, adalet ve eşitlik gibi kavramlar da........
