menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünya Kupası, işçi sınıfı ve insan dışı türler

14 0
07.06.2026

Her şeyden çok sınıfın kalesini koruyacağız… İşçi sınıfı ve tüm türler kazanacak! Futbol sadece futbol olmadığı gibi, Dünya Kupası karşılaşmaları her dönemde sadece devasa bir spor organizasyonu olmamıştır. Hatta Haziran 2026’da Amerika’da başlayacak olan Dünya Kupası karşılaşmalarında “futbol atmosferinden çok politik atmosferinin yoğun olacağı” hemen anlaşılıyor. Müsabakalardaki politik atmosferin ana dinamiklerini “sömürge ülke taraftarlarının” başta İsrail ve ABD karşıtlığı olmak üzere ortak tepkisel duygudaşlığı belirleyecektir. Yine D. Trump’ın faşist kışkırtıcılığının yanı sıra Amerikan halklarının Avrupa, Afrika ve diğer kıta halkları gibi “futbol kültürünün” olmaması ana dinamiği daha çok faşist- politik atmosfere eğriltecek olgulardır. Özellikle Trump gibi narsist ve faşist bir karakterin diğer kıta halklarına karşı böylesine elverişli bir fırsat kışkırtıcılığını kaçırması ve kendi sağ seçmenine yerli ve milli mesajlar vermemesi düşünülemez.

Dünya Kupası karşılaşmaları 1930’dan bu yana yalnızca şampiyonların belirlendiği bir turnuva değil; aynı zamanda dünyanın dönüşen yapısının, hegemonya mücadelelerinin ve ideolojik kırılmaların futbol üzerinden yeniden üretildiği bir alan olmuştur. Modern futbolun gelişimi, kapitalizmin küreselleşme süreciyle paralel ilerlemiştir. 20. yüzyılın başlarında Avrupa merkezli olarak örgütlenen futbol, kısa sürede Latin Amerika’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada kitlesel bir kimlik üretim aracına dönüşmüştür. Dünya Kupası da bu genişlemenin en görünür vitrini haline gelmiştir. Ancak bu vitrin, eşitler arası bir rekabetten ziyade, tarihsel olarak şekillenmiş eşitsizliklerin yeniden üretilip sahnelenmesidir. Ekonomik olarak güçlü ülkelerin altyapı, eğitim, organizasyon ve teknolojiye erişimdeki avantajları, sahadaki mücadeleye doğrudan yansımaktadır.

Dünya Kupası’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, bu eşitsizliğe rağmen ortaya çıkan kırılma anlarıdır. Özellikle sömürge geçmişine sahip ya da ekonomik olarak dezavantajlı ülkelerin elde ettiği başarılar, yalnızca sportif bir zafer olarak değil, aynı zamanda tarihsel bir hesaplaşma olarak okunmaktadır. Latin Amerika takımlarının Avrupa hegemonyasına karşı kazandığı zaferler ya da Afrika ve Asya takımlarının turnuvada yarattığı sürprizler, küresel güç ilişkilerine yönelik sembolik bir meydan okumaya dönüşmektedir. Bu durum, taraftar davranışlarında da açıkça görülür. Sömürgecilik geçmişi olan ya da küresel sistemde “periferide” yer alan ülkelerin başarıları, benzer tarihsel deneyimlere sahip toplumlar tarafından güçlü bir şekilde sahiplenilir. Bu destek, yalnızca futbol sevgisiyle açıklanamaz; aynı zamanda ortak bir tarihsel hafızanın, ezilmişlik duygusunun ve antiemperyalist refleksin futbol üzerinden dışavurumudur. Bir Afrika takımının çeyrek finale çıkması, sadece o ülkenin değil, tüm “Küresel Güney”in zaferi gibi algılanır. Bu kolektif sahiplenme aynı zamanda futbolun politik bir dil olarak işlev gördüğünü açıkça ortaya koyar.

Dünya Kupası diğer taraftan ulus-devletlerin kendilerini yeniden tanımladıkları bir platformdur. Özellikle iç politikada kriz yaşayan ya da uluslararası alanda prestij arayışında olan devletler, bu organizasyonu bir meşruiyet aracı olarak kullanır. Ev sahipliği süreçleri, stadyum yatırımları ve medya........

© sendika.org