Aynı evde farklı çağlar
Bir sofranın etrafında oturan dört insan düşünün. Biri radyolu günleri hatırlıyor, biri televizyonun eve ilk girdiği zamanı, diğeri internet kafeleri, en genç olan ise dünyayı telefon ekranından tanıyor. Aynı aileden olsalar da aslında farklı çağların insanları gibi yaşıyorlar.
Bugün “nesil çatışması” dediğimiz şeyin temelinde biraz da bu var.
X kuşağı için çalışmak çoğu zaman sabretmek, emek vermek ve yıllarca aynı yerde kalabilmek demekti. Y kuşağı hayatına internetin girdiği dönemde büyüdü; değişimin hızlandığını gördü. Z kuşağı ise dijital dünyanın içine doğdu. Alfa kuşağına baktığımızda ise teknoloji artık yalnızca bir araç değil, hayatın doğal bir parçası.
Hal böyle olunca aynı kelimelere bile farklı anlamlar yüklüyoruz.
Bir anne ya da baba, “Biz sizin yaşınızdayken...” diye söze başladığında gençlerin yüzünde beliren ifadeyi hepimiz biliriz. Gençler de büyüklerine, “Artık dünya öyle değil” diye cevap verir.
Aslında iki taraf da kendi açısından haklıdır.
Çünkü gerçekten dünya artık eskisi gibi değil. Ancak insanın bazı ihtiyaçları hâlâ aynı: anlaşılmak, değer görmek, başarılı olmak, ait hissetmek ve geleceğe güvenle bakabilmek.
GENÇLER SABIRSIZ MI, DÜNYA MI ÇOK HIZLI?
Yeni nesillerle ilgili en sık duyduğumuz eleştirilerden biri “sabırsız” oldukları yönünde.
Belki de mesele yalnızca sabırsızlık değildir.
Bir zamanlar bir haberin öğrenilmesi saatler, hatta günler alabiliyordu. Bugün saniyeler içinde........
