Terk-i dünya ve cehennem
Tolstoy, ömrünün sonuna doğru bütün malını ve mülkünü bırakıp evden kaçmaya çalışmıştı. İçinde yanan hakikat ateşinden dolayı. Bazen aynı duygu bana da geliyor. Evden kaçmak, Urfa'dan kaçmak, Türkiye'den kaçmak, dünyadan kaçmak istiyorum. Daha doğrusu terk etmek istiyorum. Terk-i ev, terk-i Urfa, terk-i Türkiye, terk-i dünya, terk-i terk...
*
Kendimi Allah karşısında o kadar çaresiz ve zavallı hissediyorum ki! Hüküm onda, celal onda, ilim onda, irade onda, karar onda, azamet onda, kibriya onda, kudret onda. Bende sonsuz bir acizlik, güçsüzlük, çaresizlik, bilgisizlik, kararsızlık, eziklik var. Geçmişim O'nun elinde, geleceğim O'nun elinde, şimdim O'nun elinde. Ben bir köleyim O'nun elinde. Sana ne yaparsa yapsın hesap sormaya, soru sormaya hakkın yok. Bütün sorgu ve soru hakkı O'nun. Çünkü her şeyin ile O'nunsun sen. Her şey malum O'na, meçhul hiçbir şey yok. Ben kimim? Etim, kemiğim, fiziğim, aklım, kalbim, ruhum, içim, dışım, her şeyim O'nun. "İşte bu benim" diye sahiplenebileceğim hiçbir şeyim yok. Ben diye bir şey yok. Ben ve benlik hayali, vehmi, farazi, mecazi bir şey. Her şey O'ndan, her şey O'nun ve belki de her şey O. Cehennemin alevlerini düşünüyorum. Öyle korkunç bir yer ki cehennem! Oraya uğramayacak hiç kimse yok. Kişi o gün annesinden, babasından, kardeşlerinden, en sevdiklerinden kaçacak. O ateşten kurtulabilmek için elinden gelse bütün dünyayı fidye olarak verecek.........
