menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ruh Çağırmak

25 0
23.06.2026

“Öldü” dediklerimiz bedenen öldüler, ruhen ise hayattadırlar.

Ölmüş olan insanların ruhlarıyla temasa geçmek, onlardan bilgi almak, eskiden beri insanlarda var olan bir tutkudur. Eskiden kâhin denilen kişiler bunu gerçekleştirmeye çalışmış, günümüzde de medyumlar aynı şeyi yapmaya çalışmaktadır.

Özellikle sosyetede yaygın bir adet olan ruh çağırmak konusunda, Bediüzzaman'ın şu tesbitlerini nakilde fayda görüyoruz:

Bu mesele felsefeden ve ecnebiden geldiği için, ehl-i imana çok zararları olabilir. Çok yanlış kullanımlara sebep olmakla beraber, içinde bir doğru olsa on yalan karışıyor. Çünkü doğruyu ve yalanı ayırt edecek bir mihenk, bir ölçü olmadığından habis ruhlar ve şeytana yardım eden cinnîlerin, bu vesile ile hem onun ile meşgul olanın kalbine ve hem de İslamiyet’e zarar vermek ihtimali var. Çünkü maneviyat namına, İslâmî hakikatlere ve genel inanca aykırı haber vermeler oluyor. Habis ruhlar iken, kendilerini temiz ruhlar zannettirip, belki kendilerine bazı büyük veliler namını verip İslamiyet’in esaslarına aykırı sözlerle zarar vermeye çalışabilirler. Hakikati değiştirip, saf gönüllüleri aldatabilirler.[1]

Üstteki tesbitlerden şu esasları çıkarabiliriz:

1-Ruh çağırma olayı, bize dıştan girmiş bir olaydır. Kaynağı din değil, felsefedir.

2-Kendini ölmüş bir insanın ruhu şeklinde takdim eden ruh çağırma celsesinin misafiri, kahir ekseriyetle gerçekten o kişinin ruhu olmayıp, ya habîs ruhlardan veya şeytana yardım eden cinnilerden biridir.

3-Celseye gelen meçhul misafir, gerçek dışı beyanlarla hem oradakilerin hem de onlardan duyacak saf kişilerin inancına zarar verebilir. Mesela, kendini Mevlâna'nın ruhu şeklinde takdim eder. Sözüne itimadı sağlamak için, Mevlâna'dan bir iki beyit de okuyabilir. Fakat daha sonra, İslâm dışı şeyleri Mevlâna’nın........

© Risale Haber