Katre-Reşha-Zühre Bahsinin Şerhi-6
Esmaü’l-Hüsna ve İnsanın Kemal Yolculuğu
Hakikat ve Hakka Muhatabiyet Yolculuğu ve Dereceleri
Bediüzzaman izahlarına devam ediyor: “Meselâ, güneşin, kendi Hâlıkının izniyle ve emriyle, üç çeşit tecellîsi ve in'ikâsı ve ifâzası var: Birisi çiçeklere, birisi kamere ve seyyarelere, birisi şişe ve su gibi parlaklara verdiği ayrı ayrı in'ikâslarıdır.
Birincisi üç tarzdadır:
Biri, küllî ve umumî bir tecellî ve in'ikâsdır ki, bütün çiçeklere birden ifâzasıdır.
Biri de has bir tecellîdir ki, her bir nev'e göre bir hususî in'ikâsı vardır.
Biri de cüz'î bir tecellîdir ki, her bir çiçeğin şahsiyetine göre bir ifazasıdır.
Şu temsilimiz o kavle göredir ki, çiçeklerin süslü renkleri, güneşin ziyasındaki yedi rengin istihâle-i in'ikâsiyesinden neş'et ediyor; ve bu kavle göre çiçekler dahi güneşin bir çeşit âyineleridir.
İkincisi: Güneşin, kamere ve seyyarelere, Fâtır-ı Hakîmin izniyle verdiği nur ve feyizdir. Şu küllî ve geniş feyiz ve nurdan sonra, kamer, o ziyanın gölgesi hükmünde olan nuru, güneşten küllî bir surette istifade eder, sonra hususî bir tarzda denizlere ve havaya ve parlak toprağa ve bir suret-i cüz'iyede denizin kabarcıklarına ve toprağın şeffaflarına ve havanın zerrelerine ifade ve ifâzasıdır.
Üçüncüsü: Güneşin, emr-i İlâhî ile, cevv-i havayı ve denizlerin yüzlerini birer âyine ederek, safî ve küllî ve gölgesiz bir in'ikâsı var. Sonra o güneş, denizin kabarcıklarına ve suyun katrelerine ve havanın reşhalarına ve karın şişeciklerine, herbirine birer cüz'î aksi, birer küçük timsalini veriyor.”
[Burada görünüşte “hususi” yansıma yok fakat hakikatte vardır. Çünkü su damlası, havanın reşhaları ile kar taneleri ayrı cinslerdir. Yansıma aynı olsa da her bir cinste farklı icraat yapar. Kar tanelerini eritip suya çevirirken, su damlalarını aynı tecelli buharlaştırır… Güneş, farklı mazharlarda “hususi” icraat yapar. Bu da o tecelliyi hususi kılar.
Bu kısımda anahtar noktalar bulunuyor: Çiçeklerin rengi, kendilerine ait değil… Güneşin ışığındaki renklerin açılmış halidir. Bu Tevhid bakışıyla bakılırsa, her nefis bir çiçektir. O çiçekteki güzel sıfatlar, Allah’ın çaldığı bir boyadır ve Allah’a aittir. Eğer çiçek, “reşha” gibi şeffaf olsaydı, doğrudan doğruya onda güneşin kendisi görünürdü. Bu durumda renklerin ve sıcaklığın kaynağını anlayabilirdik. Dikkat edilirse, reşhadan güneşin sıcaklığı yansır fakat hiçbir çiçek sıcak değildir; bilakis serindir. Demek çiçekler güneşin sıcaklığını emiyor, aynen ay gibi, sadece bize renklerini yansıtıyorlar.
Ayın ışığına “nur”; güneşin ışığına “ziya” denilir. Üstad bu tespiti Yunus Suresi 5. âyetten ders alıyor.
*Ay ışığı, yedi renk içermez; fakat güneş ışığı yedi rengi içerir.
*Aynı zamanda ay ışığı, ısıtmaz; fakat güneş ışığı ısıtır.
*Ay ışığı yansıdığı zaman, ay görünür, fakat ayın gösterdiği parlak yüzü ve nur kendine değil güneşe aittir. Buna mukabil güneş ışığı yansıdığında doğrudan doğruya güneşin kendisi görünür.
Bu manada ay, güneşi görmeyi engelleyen fakat güneşe ait sıfatları gösteren bir aynadır. Tıpkı çiçek gibi… Bu manada katrenin yolunda ay, geçilemeyen bir “berzah” oluyor. Katre, ay üzerinden güneşi göremez. Katre, “tabiat gecesi” nden çıkıp gündüze geçmediği sürece güneşi göremeyecektir. Zaten katre gündüze geçerse artık “reşha” halini........
