Hz. İsa'ya (as) Gelen İncil
Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-6
Peygamberlere Gelen Mukaddes Kitaplar
3-Hz. İsa’ya (AS) Gelen İncil:
Mukaddes kitaplardan birisi olan İncil’in Matta versiyonunun 5. Bab’ından bir kısım şu şekildedir:
“Ve İsa kalabalıkları görüp, dağa çıktı; ve oturunca, şakirtleri yanına geldiler; 2 ve ağzını açıp onlara öğreterek dedi:
3 Ne mutlu ruhta fakir olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
4 Ne mutlu yaslı olanlara; çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar.
6 Ne mutlu salâha acıkıp susıyanlara; çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara; çünkü onlara merhamet edilecek.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara; çünkü onlar Allah’ı görecekler.
9 Ne mutlu sulh edicilere; çünkü onlar Allah oğulları çağırılacaklar.
10 Ne mutlu salâh uğrunda eza çekmiş olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
11 Benim uğruma insanlar size sitem edecekleri, eza eyliyecekleri, ve size karşı yalan yere her türlü fenalığı söyliyecekleri zaman, size ne mutlu! 12 Sevinin, ve meserretle coşun; çünkü göklerde karşılığınız büyüktür; çünkü sizden önceki peygamberlere de böyle eza ettiler.
13 Dünyanın tuzu sizsiniz; fakat tuz tatsız olmuşsa, o ne ile tuzlanır? Artık dışarı atılıp insanların ayağı altında ezilmekten başka bir şeye yaramaz. 14 Dünyanın ışığı sizsiniz. Dağ üzerindeki şehir gizlenemez. 15 İnsanlar da ışık yakıp kile altına komazlar, ancak onu şamdana korlar; ve evde bulunanların hepsini aydınlatır. 16 Sizin ışığınız insanların önünde böyle parlasın da, sizin iyi işlerinizi görsünler, ve göklerde olan Babanıza hamdetsinler.
17 Sanmayın ki, ben şeriati yahut peygamberleri yıkmağa geldim; ben yıkmağa değil, fakat tamam etmeğe geldim. 18 Çünkü doğrusu size derim: Gök ve yer geçip gitmeden, her şey vaki oluncıya kadar, şeriatten en küçük bir harf veya bir nokta bile yok olmıyacaktır. 19 Bundan dolayı bu en küçük emirlerden birini kim bozar ve insanlara öylece öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine en küçük denilecektir; ve onları kim yapar ve öğretirse, göklerin melekûtunda kendisine büyük denilecektir. 20 Zira size derim ki, salâhınız yazıcılar ve Ferisiler’inkinden ziyade olmazsa, göklerin melekûtuna hiç girmiyeceksiniz.
21 İşittiniz ki, eski zaman adamlarına denildi: “Katletmiyeceksin;” ve: “Kim katlederse, hükme müstahak olacaktır.”[1] 22 Fakat ben size derim: Kardeşine kızan her adam hükme müstahak olacaktır; ve kardeşine: “Raka”[2], derse, Millet meclisinin hükmüne müstahak olacaktır; ve kim: “Ahmak”, derse, cehennem ateşine müstahak olacaktır. 23 İmdi, takdimeni mezbahta arz ederken, kardeşinin sana karşı bir şeyi olduğu hatırına orada gelirse, 24 takdimeni orada mezbahın önünde bırak, ve git, önce kardeşin ile barış, ve o vakit gel, takdimeni arzet. 25 Hasmınla yolda beraber iken onunla çabuk uyuş da, hasmın seni hâkime, hâkim de seni memura vermesin, ve zindana atılmıyasın. 26 Doğrusu sana derim: Son mangırı ödeyinciye kadar oradan çıkmazsın.
27 “Zina etmiyeceksin,”[3] denildiğini işittiniz. 28 Fakat ben size derim: Bir kadına şehvetle bakan her adam zaten yüreğinde onunla zina etmiştir. 29 Ve eğer sağ gözün sürçmene sebep oluyorsa, onu çıkar, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme atılmasından iyidir. 30 Ve eğer sağ elin sürçmene sebep oluyorsa, onu kes, ve kendinden at; çünkü senin için azandan birinin yok olması, bütün bedeninin Cehenneme gitmesinden iyidir. 31
Ve: “Kim karısını boşarsa, ona boş kâğıdını versin,”[4] denilmiştir. 32 Fakat ben size derim ki, zinadan başka bir sebeple karısını boşıyan adam onu zâniye eder; ve kim boşanmış kadınla evlenirse, zina eder.
33 Ve yine, eski zaman adamlarına: “Yalan yere and etmiyeceksin, ve andlarını Rabbe ödiyeceksin,”[5] denildiğini işittiniz. 34 Fakat ben size derim: Hiç and etmeyin; ne gök üzerine, çünkü o Allah’ın tahtıdır; 35 ne yer üzerine, çünkü onun ayaklarının basamağıdır; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü o, büyük Kıralın şehridir. 36 Başın üzerine de and etmiyeceksin; çünkü sen bir tek saçı ak yahut kara edemezsin. 37 Ancak sözünüz: Evet, evet; Hayır, hayır, olsun; bunlardan ziyadesi şerirdendir.
38 “Göz yerine göz, diş yerine diş,”[6] denildiğini işittiniz. 39 Fakat ben size derim: Kötüye karşı koma; ve senin sağ yanağına kim vurursa, ona ötekini de çevir. 40 Ve eğer biri seninle mahkemeye gidip senin gömleğini almak isterse, ona abanı da bırak. 41 Ve kim seni bir mil gitmeğe zorlarsa, onunla iki mil git.42 Senden diliyene ver, senden ödünç istiyenden yüz çevirme. 43
“Sen komşunu sevecek”[7] ve düşmanından nefret edeceksin, denildiğini işittiniz. 44 Fakat ben size derim: Düşmanlarınızı sevin, ve size eza edenler için dua edin ki, 45 siz göklerde olan Babanızın oğulları olasınız; zira o, güneşini kötülerin ve iyilerin üzerine doğdurur; ve salih olanlar ile olmıyanların üzerine yağmur yağdırır. 46 Çünkü eğer sizi sevenleri severseniz, ne karşılığınız olur? Vergi mültezimleri[8] de öyle yapmıyorlar mı? 47 Ve yalnız kardeşlerinizi selâmlarsanız, fazla ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyorlar mı? 48 Bundan dolayı, semavî Babanız kâmil olduğu gibi, siz de kâmil olun.”
Metnin Tahlili:
“Ve İsa kalabalıkları görüp, dağa çıktı; ve oturunca, şakirtleri yanına geldiler; 2 ve ağzını açıp onlara öğreterek dedi:
3 Ne mutlu ruhta fakir olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
[ “Ruhta fakir olmak”, sonsuz bir şekilde Allah’a karşı ihtiyaç hissetmek, Onu tanımayı, bilmeyi, sevmeyi varlık gayesi olarak hissetmek ve görmek demektir. Bu fakrın ve hissedişin getirisi, “sınırsız melekût ve mana âlemlerine girmek” olduğundan Hz. Muhammed (ASM) “el-Fakru fahrî” (Benim Allah’a karşı fakrımı hissediş çapım benim iftihar ve övünç kaynağımdır) der.[9] Metnin biraz ilerisinde melekûta sahip olan diğer grup “salah uğrunda eziyet çeken sabır ehli kişiler” olarak belirtilir.]
4 Ne mutlu yaslı olanlara; çünkü onlar teselli edilecekler.
5 Ne mutlu halim olanlara; çünkü onlar yeri miras alacaklar.
6 Ne mutlu salâha acıkıp susıyanlara; çünkü onlar doyurulacaklar.
7 Ne mutlu merhametli olanlara; çünkü onlara merhamet edilecek.
8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara; çünkü onlar Allah’ı görecekler.
[Bu cümle, rü’yetullaha (Allah’ı görmeye) ait muazzam bir sırrı bildiriyor. Bir kulun kalbinde ne kadar Allah aşkı varsa, o kişide Allah’ın kullarına merhamet hissi doğar. Allah, kullarına merhametini kendine âşık bu kalb üzerinden yansıtır. Bediüzzaman Said Nursi’nin tespit ettiği üzere “Âşık, rü’yet ister.”[10] Hz. İsa (AS), Allah’a âşık bir kul, diğer kullara karşı merhametinin çapına göre rü’yetullaha mazhar olacak, diyerek konunun ileri seviyelerini açıyor.]
9 Ne mutlu sulh edicilere; çünkü onlar Allah oğulları çağırılacaklar.
[Bu cümle bir mecazdır. Çünkü elde mevcut Matta İncil’i 23. Bab 14. âyette şöyle bir cümle geçer: “Vay başınıza, yazıcılar ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Zira bir mühtedi yapmak için denizi ve karayı dolaşırsınız; ve olunca, siz onu kendinizden iki kat cehennem oğlu edersiniz.” Dikkat edilirse “Allah oğulları” tabirinin geçtiği aynı kutsal kitapta “Cehennem oğlu” tabiri de geçmektedir. Bu iki ibare beraber okunduğunda bu ifadenin “ehlullah” ve “ehl-i cehennem” manasında, “Nur aynası” ve “Ateş aynası” manasında anlaşılması gerektiği açıktır. Fiziksel veya manevi bir oğulluk anlamına gelmemektedir. Bu çerçevede kişinin insanlık dünyasında maddi ve manevi fesatları ortadan kaldırması, evrensel barışa ve sulha hizmet etmesi nispetinde “Nur aynası” ve “ehlullah” sayılacağını Hz. İsa (AS) hikmet ve irfanla bildirmektedir.]
10 Ne mutlu salâh uğrunda eza çekmiş olanlara; çünkü göklerin melekûtu onlarındır.
11 Benim uğruma insanlar size sitem edecekleri, eza eyliyecekleri, ve size karşı yalan........
