Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası
Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası
Barış: Silahların Susmasından Daha Fazlası
İnsan onurunu ve haklar bakımından eşitliği merkeze almayan hiçbir yaklaşım, ne kadar çekici kavramlarla sunulursa sunulsun, kalıcı bir barış üretemez. Barış, bir ülkenin kendisiyle ilgili en ciddi sınavlarından biridir.
“Bir kavram olarak barış, savaşın göreli kavramıdır. Bu da, savaşın olmadığı yerde barışın olduğu düşüncesine götürüyor ve bizi barış konusunda yanıltıyor.” *
Barış kelimesini sık kullanıyoruz. Çoğu zaman da onu, savaşın ya da çatışmanın sona erdiği bir durum olarak tanımlıyoruz. Silahlar susmuşsa barış gelmiş sayılıyor. Oysa mesele bu kadar basit değil. Çünkü savaş yalnızca belirli bir zaman diliminde yaşanan silahlı çatışmalardan ibaret değil. Toplumları, kurumları ve insanların birbirine bakışını dönüştüren uzun bir süreçten söz ediyoruz. Etkisi, çatışmanın yaşandığı dönemin çok ötesine uzanıyor. Üstelik bedelini sadece silah taşıyanlar ödemiyor. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve gelecek kuşaklar da bu yükü taşıyor.
Savaş, tek tek şiddet olaylarının toplamı demek değildir. İnsanların birbirini tehdit olarak görmeye başladığı bir iklimdir. Bu iklim nasıl oluşuyor? İnsanlar ortak sorunlar karşısında karşıt kamplara ayrıldığında, birbirlerini dışlamayı meşru görmeye başladığında ve her yöntem kabul edilebilir hale geldiğinde çatışmanın zemini oluşuyor. Şiddet de yalnızca silahtan ibaret olmuyor; kurumlara, dile, siyasete ve gündelik hayata yerleşiyor. Bu nedenle barışı savaşın basit karşıtı olarak tanımlamak yetersiz kalıyor. Çünkü çatışmalar sona erse bile onların izleri yaşamaya devam ediyor. Ayrımcılıkta, cezasızlıkta, eşitsizliklerde, korkuda ve birbirine yabancılaşan toplumsal ilişkilerde…
Sanırım asıl soru........
