menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Raporun Ardından: Süreç, Beklentiler ve Gelecek

13 0
24.02.2026

Raporun Ardından: Süreç, Beklentiler ve Gelecek

Raporun Ardından: Süreç, Beklentiler ve Gelecek

Sürecin en kritik boyutlarından biri hiç kuşkusuz toplumsallaşmadır. Meseleyi yalnızca teknik ve kurumsal düzeyde ele almak yetmez; süreci toplumun tüm kesimlerine açık, şeffaf ve ikna edici bir biçimde anlatmak gerekir. Süreci destekleyenlerin güvenini pekiştirmek kadar karşı çıkanların kaygılarını anlamak ve gidermek de zorunludur.

5 Ağustos 2025 tarihinde kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; 19 toplantı ve 58 oturumda toplam 86 saati bulan yoğun bir dinleme sürecini geride bırakarak nihai rapor aşamasını da tamamladı. Bu süreçte 135 kişi dinlenmiş, toplam 4.139 sayfalık tutanak tutulmuş, 2 kapalı oturum dışında tüm tutanaklar ve parti raporları web sayfasında düzenli olarak yayınlanmıştır. 

Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Yeniden Refah Partisi, Hür Dava Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Emek Partisi, Demokratik Sol Parti ve Yeni Yol Partisi Grubu da sürece ilişkin kendi müstakil değerlendirmelerini içeren raporlarını hazırlamış ve bu raporları Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sunmuştu.

Partiler tarafından yetkilendirilen yazım komisyonu 7 haftada 6 toplantı yaparak metni olgunlaştırmış, nihai rapor eklerle birlikte 107 sayfadan, temel metin olarak ise 49 sayfadan oluşmuştur. 

Farklı siyasal gelenekleri, ideolojik duruşları ve temsili yansıtan 10 partinin raporlarını takiben Komisyon’un nihai raporu uzun ve çok katmanlı bir sürecin ardından mümkün olabilmiştir. Aylar boyunca birlikte çalışan, farklı sesleri, talepleri ve öncelikleri bünyesinde barındıran 51 üyeli Komisyon’un ortaklaştığı temel hedef ise netti: Süreci zedelemeden, toplumsal hassasiyetleri çatıştırmadan, derinleştirmeden dinlemek ve demokratik zemini aşındırmadan çalışmasını tamamlamak.

Komisyon’un nihai raporu ve 10 partinin hazırladığı raporlar, demokratik siyasetin çoğulcu karakterini yansıtması bakımından ayrı ayrı kıymetlidir. Bu yazı; Komisyon’un nihai raporunun kısa bir analizini ve kamuoyunda rapor hakkında yürütülen bazı tartışmaları değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Sürecin kendisine olduğu gibi Komisyon raporuna da itirazları üç başlıkta kategorize etmek mümkün. 

Süreci Kürt meselesinin kalıcı çözümü olarak görmek isteyen Kürtler, demokratikleşme ve otoriterleşme sorunları varken sorunun çözülemeyeceğini, hatta sürecin Erdoğan’a bir kez daha seçim yolunu açacağını iddia eden muhalifler, sürecin kendisine toptan karşı olan muhalifler. 

Her üç kesimin itirazlarını ve eleştirilerini değerlendirmek açısından önce sürecin karakterini/yapısını net olarak ortaya koymak gerekir. 

Süreç; rahmetli Sırrı Süreyya Önder ve Ahmet Türk’ün Pervin Buldan’la birlikte ilk İmralı ziyaretinden sonra Ali Babacan başkanlığındaki heyetimize bilgilendirme amaçlı yaptıkları ziyarette ifade ettikleri üzere “süreç, çözüm değil, barış sürecidir.” Barış ile kastedilen ise örgütün feshi ve silahsızlandırılmasıdır. Aradan geçen 15 aya rağmen insanların süreçten anlamak istediklerini, sürecin sonunda görmek istediklerini öne çıkarıp kendi perspektifleriyle süreç eleştirisini yoğunlaştırmalarının etkisiyle olsa gerek, yakın tarihte, İmralı Heyeti üyesi Avukat Faik Erol, Gazeteci İrfan Akan’a verdiği mülakatın girişinde sürecin çözüm değil barış yani fesih ve silahsızlanma yönüne dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

Rapor hakkında Kürt meselesinin kalıcı çözümünü içermemesi, mesele ile ilişkili ve meseleden bağımsız demokratikleşme gerekleri üzerinden yapılan eleştiriler sürecin karakteri ile uyuşmamaktadır. 

Sürecin karakterini tespit etmek; Kürt meselesinin esası, kök sebepleri ve kalıcı barışın temini için gerekleri inkâr etmek değildir. Yine, demokratikleşme ve otoriterleşme sorunlarının her geçen gün ağırlaştığı bir tablo gerekçesiyle PKK’nın elindeki silahlardan vazgeçme iradesini kolaylaştıracak bir süreç yönetimi ve yasal altyapıya itiraz etmenin çelişkisi ortadadır. Sürecin bu karakterini kabul ettikten sonra niçin böyle bir komisyona ihtiyaç duyulduğu hususu şöyle ifade edilebilir.

Komisyon niye kuruldu?

Komisyonun kuruluşuna tarafların atfettiği rol ve anlam kısmen örtüşse de motivasyonun farklılaştığı alanlar da vardı. 

Komisyon talebinin ilk Öcalan’dan geldiği dikkate alındığında, Komisyon örgüt açısından;

– Süreci siyasallaştırmak ve meşruiyet zeminini genişletmek, 

– Öcalan’ın muhataplık seviyesini yükseltmek amacına hitap ediyordu. 

Komisyon’a itiraz etmeyen, 2013 sürecinde de benzer bir araştırma komisyonunu devreye koyan devlet açısından ise komisyon;

– Öcalan’ın talebini karşılamak,

– Sürecin riskini muhalefet partileri ile paylaşmak, 

– Süreci kontrollü bir şekilde siyasallaştırmak, 

– Sürecin mimarisini oluşturmak gibi gerekçelerle kabul görüyordu. 

Öcalan’ın çağrısı tek taraflı bir irade içermesine rağmen devlet tarafından iddialı bir şekilde tekrarlanan “Türkiye modeli”nin inşası ortaya bir mimari konulması açısından da Komisyon fikrinin işlev gördüğü açık.

Neticede; sürece mimari kazandırmak, bir model ortaya koymak, tarafların farklı beklentilerini karşılamak açısından bu komisyon kurulmuş oldu. 

Sürecin kendisi gibi Komisyon’un kuruluş amacı ve ortaya çıkan nihai rapor da Kürt meselesinin çözümüne ilişkin kapsamlı bir “çözüm süreci” komisyonu ya da raporu olarak kurgulanmamıştı. Bu durumun ilk andan itibaren kamuoyunda yarattığı memnuniyetsizlik ve yer yer hayal kırıklığı herkesin malumu. Ancak sürecin karakterini doğru okumak, yapılanları yerli yerine oturtmak, sağlıklı bir eleştiri ve gerçekçi bir katkı sunabilmek açısından büyük önem taşımaktadır.

Yedi bölüm halinde kurgulanan raporun ilk beş bölümünde Komisyon’un kuruluş amacı ve yürüttüğü çalışmalar, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihsel arka planı ile örgütün silahsızlanma sürecine ilişkin değerlendirmeler yer alıyor. Giriş niteliği taşıyan bu bölümlerin ardından rapor, esas tartışma alanına yöneliyor. Altıncı bölümde, silah bırakma sürecinin tamamlanabilmesi için gerekli görülen yasal düzenlemeler ele alınırken; yedinci ve son bölümde ise demokratikleşmeye yönelik öneriler ayrıntılanıyor. 7. kısım, Komisyon’un ismine “demokrasi” kelimesinin, çalışma usul ve esaslarına “özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışma yapmak” ibaresinin eklenmesi gibi muhalefetin topyekûn ısrarı ile eklenen bir bölüm. 

Herkesin aylarca beklediği bu raporda, değişik açılardan eleştirilecek birçok nokta bulunuyor. Metin, İç Tüzük açısından bağlayıcı değil. Siyasi partilere ve devlete yasal düzenlemeler ve uygulama açısından yön gösterecek kuvvetli bir başlangıç çerçevesi olarak kabul edilebilir. Metne uymak süreci güçlendirecekken, gereğini yapmamak ancak tutarsızlık ve siyasi eleştiri konusu yapılabilir. 

“Türkiye Modeli olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri millî iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmekte; kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyet alanının genişlemesi, toplumsal bütünleşmenin güçlenmesi ve demokrasinin ilerlemesi ile refahın kalıcı biçimde büyümesi birbirini tamamlayan tek bir bütünün parçaları olarak ele alınmaktadır” cümlesi Komisyon raporuna damga vuran terör ve güvenlik eksenli dil eleştirisine, yazımda siyasi bir arka plana işaret eden cümleler olarak kayda geçiyor. 

Keza “Güvenlik boyutuyla sınırlı olmayan, çok yönlü, çok katmanlı ve çok taraflı politikaları zorunlu kılmakta, siyasal meşruiyet, toplumsal kabul ve demokratik kapasitelerin aynı anda güçlendirilmesini gerektirmektedir.” … “Silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespiti ile birlikte eş zamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular ele alınacaktır” ve “Demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ile ekonomik kalkınma boyutlarının birlikte düşünülmesi beklenmektedir.” ifadelerinde çok boyutlu yaklaşımın izleri görülebilmektedir.

Silahsızlandırma ve örgüt üyelerinin tabi olacağı yeni dönemin ilkeleri ise “Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması, adalet duygusunu zedelemeyen bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır”… “Eğitim, istihdam, psiko-sosyal destek, yerel kalkınma programları ve sivil toplumla iş birliği, bu sürecin ana hatlarını oluşturmaktadır.” ifadeleriyle metne girmiştir. 

Süreç Tasarımı ve Rapor

Demokratikleşme alanına ilişkin talepler sürekli olarak dile getirilmiş olsa da sürecin esas olarak silah ve şiddetin ortadan kaldırılmasına odaklandığını kabul etmek gerekir. 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin anayasal düzenleme içeren bir metne imza atmayacağını ve bu çerçevede yürütülecek bir sürecin parçası olmayacağını önceden ilan etmesi, iktidar blokunun anayasa başlıklarını tamamen gündem dışı bırakmasına imkân tanımıştır. Belki de iktidar bloku bu yaklaşımı bir fırsat olarak değerlendirmiş, hiçbir müzakere konusu yapmadan bu teklifi kabul edivermiştir. 

Bu yaklaşım, Kürt meselesinin kök sebeplerini de içerecek şekilde hukuk, adalet, özgürlükler, güçler dengesi ve demokratikleşme gibi anayasa kaynaklı taleplerin geri plana itilmesine yol açmış; anadil, vatandaşlık ve yerel yönetimler gibi sınırlı taleplerin dahi raporda yer almamasını doğurmuştur. Söz konusu eksikliklere ilişkin Yeni Yol Grubu olarak şerh düşülmüştür.

Komisyon raporuna yansıdığı kadarıyla süreç; tespit ve doğrulama, yasal düzenleme/entegrasyon ve izleme olmak üzere üç temel safhada ilerleyecektir. Devletin ilgili kurumları, silah bırakmanın fiili gerçekleşme durumunu tespit ve teyit edecektir. Bunu takiben, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından PKK’ye özgü eve dönüş ve toplumsal entegrasyonu düzenleyen özel bir yasal çerçevenin oluşturulması öngörülmektedir. Son aşamada ise, yürütme tarafından tesis edilecek bir mekanizma aracılığıyla entegrasyon sürecinin uygulanışı ve seyri izlenecektir.

Yasama Aşamasının Gecikmesi

Öncelikle ifade etmek gerekir ki sürecin ihtiyacı olan yasama aşaması ciddi biçimde gecikmiştir. Örgütün fesih iradesini kamuoyu önünde ilan ettiği 12 Mayıs ile ilk silahların yakıldığı 11 Temmuz tarihleri arasında gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekirdi. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için yasa ile fiilî adımların birbirini tamamlayan ve eş zamanlı ilerleyen bir çerçevede ele alınması zorunluydu. Ne var ki bu süre zarfında herhangi bir yasal düzenleme hayata geçirilmedi ve süreç ciddi bir belirsizlik içinde yürütüldü.

Bu belirsizlik, kamuoyuna sunulan kimi önerilerle daha da derinleşti. “Son örgüt üyesinin silahını teslim etmesi” gibi sembolik ama hukuki karşılığı olmayan yaklaşımlar öne çıkarıldı. Oysa asıl mesele; silahını bırakan bir kişinin hangi hukuki statüye tabi olacağı, Türkiye’ye hangi koşullarda dönebileceği ve hangi düzenlemelerle yeni döneme geçiş yapacağı mevzuuydu. Bu soruların tamamı karanlıkta kaldı.

Bununla birlikte yasama aşamasına geçiş için bu eşiğin aşılmış olması önemlidir. Komisyon süreci, tüm sınırlılıklarına rağmen belirli bir işlevi yerine getirmiş; meseleyi elitler arası yürütülen çerçevenin dışına çıkararak toplumsal bir tartışma alanına taşımış ve nihayetinde Meclis’in önüne getirmiştir. Bugün artık yapılması gereken, gecikmeden yasal düzenlemeleri yaparak süreci hukuki, şeffaf ve öngörülebilir bir zeminde ilerletmektir.

Millî İstihbarat Teşkilâtı ile örgüt ve İmralı hattında uygulanabilir bir çerçevenin oluşturulması ve devamında siyasi partilerin sürece etkin biçimde dahil edilmesi gerekir. Yasama sürecinin Meclis aritmetiğine dayalı bir çoğunluk iradesiyle yürütülmesi demokratik meşruiyet açısından sorunlu olacaktır. Yasa hazırlık sürecine muhalefet partilerinin katılımı yasama faaliyetini de kolaylaştıracaktır. 

Yasa sonrası Mekanizmalar

Süreç üzerinde demokratik katılım ve denetim mekanizması oluşturmanın tek yolu TBMM zeminidir. Bu Komisyon’un görev süresinin sona erdiği dikkate alındığında, sürecin sağlıklı biçimde ilerleyebilmesi için Meclis ile süreç arasında düzenli raporlama ve bilgi paylaşımını sağlayacak bir mekanizma ihtiyacı açıktır. Bu mekanizma mevcut komisyon olabileceği gibi yeni bir yapı olarak da kurgulanabilir. 

Raporun Eksik Bıraktıkları 

Kürt meselesinin kök sebeplerine ilişkin başlıkların raporda yeterince yer almaması; özgürlükler, hukuk devleti ve güçler ayrılığı ilkelerinin tali bir düzeyde ele alınması ve sürecin çözüm perspektifinden ziyade fesih ve silahsızlanma ekseninde kurgulanması, raporun demokratik derinliğini sınırlayan temel sorunlar olarak öne çıkmaktadır.

Her ne kadar Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıf yapılmış olsa da Türk adli ve idari yargısında Yargıtay ve Danıştay denetiminden geçmiş takipsizlik ve beraat kararlarının uygulanmamasına raporda yer verilmemesi, kamuoyunda KHK mağduriyeti olarak bilinen sorunun sürece olan güveni zedeleyen boyutunun göz ardı edildiğini göstermektedir.

Kayyım uygulamasına son verilmesine yönelik öneri yerinde olmakla birlikte bu adımın hukuki ve kurumsal güvencelerle tamamlanmaması önemli bir eksikliktir. Görevden alma işlemine Danıştay onayı getirilerek idari vesayet denetim altına alınabilir. 

Öte yandan; kadına yönelik şiddetin, çocuğa karşı suçların ve kamusal güvensizlik ortamının belirgin biçimde arttığı bir dönemde, infaz yasasına ilişkin sayılan temel kriterler arasında caydırıcılık ilkesinin yer almaması ceza infaz adaleti ve mağdur hakları bakımından ciddi bir eksikliktir. 

Hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi ve temel hakları içeren hiçbir başlığın bu sürece rehin edilemeyeceği; söz konusu ilkelerin mutlaka belirli bir program ve takvim dahilinde hayata geçirilmesi gerektiği açıktır.

İfade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve temel haklara ilişkin düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için sürecin ilerlemesini beklemenin hiçbir makul gerekçesi yoktur.

Toplumsallaşma İhtiyacı

Sürecin en kritik boyutlarından biri hiç kuşkusuz toplumsallaşmadır. Meseleyi yalnızca teknik ve kurumsal düzeyde ele almak yetmez; süreci toplumun tüm kesimlerine açık, şeffaf ve ikna edici bir biçimde anlatmak gerekir. Süreci destekleyenlerin güvenini pekiştirmek kadar karşı çıkanların kaygılarını anlamak ve gidermek de zorunludur. Sadece destek verenlerle kurulan bir ilişki, sürecin toplumsal meşruiyetini inşa etmeye yetmez. “Bu sürece kesinlikle karşıyım” diyen bir vatandaşa da neden karşı çıktığını sormak, endişelerini ciddiyetle dinlemek devlet, Cumhuriyet, demokrasi gibi temel başlıklara ilişkin kaygılarına açık ve net yanıtlar üretmek gerekir.

Ne var ki bu toplumsal anlatıyı, Meclis’teki bir komisyonun ya da siyasi partilerin tek başına üstlenebilmesi mümkün değildir. Bugüne kadar yapılan tüm kamuoyu ölçümleri, bu alanın zayıf kaldığını açık biçimde göstermiştir. Türkiye’deki mevcut medya yapısı, güçler dengesi ve hâkim siyasal iklim dikkate alındığında, bu sorumluluğu üstlenebilecek ve topluma doğrudan hitap edebilecek en etkili aktör Sayın Cumhurbaşkanı’dır. 2009, 2011 ve 2013 yıllarında olduğu gibi sürecin neyi hedeflediğini, hangi riskleri ve zorlukları barındırdığını, toplumun hangi noktalarda zorlanabileceğinin bizzat anlatılması gerekmektedir. 

İlerleyen aşamalarda örgüt mensuplarının geri dönüşü konusunda toplumun anlamakta ya da kabullenmekte zorlanabileceği alanlar, uygulanacak uyum politikaları ve bu süreçte toplumsal reflekslerin nasıl gözetileceği açık biçimde ortaya konulmalıdır. Nihai olarak da bu süreç tamamlandığında Türkiye’nin hangi noktaya ulaşacağı topluma net bir siyasal perspektifle izah edilmelidir.

Kürt Vatandaşların Beklentileri Işığında Rapor

Nihai raporun Kürt vatandaşların talepleriyle ne ölçüde örtüştüğü önemli bir soru olarak karşımızdadır. Kabul etmek gerekir ki Kürt vatandaşların bu süreçten temel beklentisi, Kürt meselesinin çözümüdür. Oysa tarafların yürüttüğü, rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in ifadesiyle, “çözüm değil, barış sürecidir.” Yani amaç, silahlı mücadeleye son verilmesi ve mücadelenin siyasal ve demokratik alanlarda sürdürülmesidir. 

Bu noktada tarafların iradesini sorgulamak yerine, silahlı mücadeleye yapısal ve kurumsal olarak bir an önce son verilmesi; hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin güçleneceği bir zemine işaret eder. Ölmenin ve öldürmenin olmadığı bir siyasal mücadele her hâlükârda büyük bir kazanımdır.

Esas Olan, Siyasal ve Demokratik Mücadeleye Yoğunlaşmaktır 

Kalıcı çözüm veya kalıcı barış kavramlarının herkes tarafından aynı şekilde yorumlanamayacağı açıktır. 102 yıllık Cumhuriyet tecrübesi, Türkler için ve Cumhuriyet’in çerçevelediği makbul vatandaşlar açısından dahi yeterince demokratik bir yapıya sahip değildir. “Makbul vatandaşların” bile tam anlamıyla özgür ve memnun olmadığı bir ülkede, 102 yıllık, ertelenmiş bir meselenin üç ya da altı ay içerisinde kapsamlı paketlerle çözüleceğini beklemek gerçekçi değildir. Hiç kimsenin kolaylıkla lütuf veya ihsanda bulunacağı varsayılmamalıdır. Esas olan, siyasal ve demokratik mücadeleye yoğunlaşmaktır.

Kürtlerin yalnızca kendi sorunları için değil, ülkenin tüm demokratikleşme meseleleri için; dezavantajlı kesimler, ezilenler ve mağdurlar adına uzun vadeli bir mücadele yürütmeye hazır olmaları gerekmektedir.

Komisyon’dan Geriye Kalan Yapılacak Adımlar

Süreç, komisyon aşamasını geride bırakarak doğrudan Meclis zeminine taşınmış; kritik bir eşik aşılmıştır. Bu sürece emek veren herkesin katkısı kuşkusuz kıymetlidir; ancak gelinen noktada asıl sorumluluk alanına girildiği de açıktır. Bundan sonrası, yalnızca nasıl bir yasanın çıkarılması meselesi değil; bu yasanın nasıl uygulanacağı, sürecin hangi mekanizmalarla izleneceği ve demokratikleşme ile hukuk alanındaki adımların hiçbir gecikmeye mahal vermeden, eş zamanlı biçimde atılıp atılmayacağıyla doğrudan ilgilidir. Türkiye’nin en fazla kutuplaşma üreten başlıklarından biri etrafında, birbirine taban tabana zıt siyasal partilerin aynı masada müzakere yürütmesi, konuşması ve tartışması, siyasal tarih açısından bir ilki ifade etmektedir. Dürüstçe ifade etmek gerekir ki bu durum ülkenin mevcut demokrasi ortalamasının da üzerinde bir pratiğe işaret etmektedir.

Temennimiz, bu tarihsel eşiğin demokratik siyaset zemininde, kalıcı, kapsayıcı ve toplumun geniş kesimlerini içine alan bir biçimde aşılması ve sürecin başarıyla tamamlanmasıdır.

Rapor Yayınlandı, Şimdi Sıra Siyasette

Top Artık Meclis ve İktidarda

Raporun Ardından: Süreç, Beklentiler ve Gelecek

Çocuklara Hayatı Zehir Etmeyen Doktorlar

Rapor Yayınlandı, Şimdi Sıra Siyasette

Patreon aracılığıyla Perspektif'e destek verebilirsiniz.

Perspektif'e destek ver

© 2026 – Sitede yer alan fikirler yazara aittir ve Perspektif’in editoryal tercihlerini yansıtmayabilir. Kaynak gösterilmesi ve link verilmesi kaydıyla kısmen alıntı yapılabilir.


© Perspektif