menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Simgesel Şiddet ve Futbol: Bir İsmail Kartal Vakası

12 0
17.09.2026

Simgesel Şiddet ve Futbol: Bir İsmail Kartal Vakası

Simgesel Şiddet ve Futbol: Bir İsmail Kartal Vakası

Bir teknik direktörün oyun tercihini anlatmak bilgi ve birikim gerektirir, bu içerik kolay kolay yayılmaz. Aynı adamın konuşmasını taklit etmek ise hiçbir uzmanlık istemez, kitlelere hızla yayılır ve sınırsız tekrarlanır. Simgesel şiddet bu ekonomide birim maliyeti en düşük, getirisi en yüksek içerik türüdür.

Fenerbahçe 10 Eylül akşamı 18 yıl aradan sonra çıktığı Şampiyonlar Ligi maçında formda bir Roma’yla 1-1 berabere kaldı. Skorun eşitlendiği dakikalarda tribünden atılan bir su şişesi İsmail Kartal’ın kafasına isabet etti. Kartal, maçtan sonra çoğu kimsenin beklemediği bir biçimde istifa etti. Ertesi gün Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın telefonuyla kararından döndü. Yirmi dört saate sığan bu döngü, Türk futbolunda uzun süredir işleyen bir mekanizmayı daha da görünür kıldı. Bu, Kartal’ın şahsına yıllardır uygulanan ve mesleki değerlendirmenin yerini konuşmasının, giyiminin, duruşunun almasıyla işleyen simgesel şiddet halidir.

Johan Galtung şiddeti doğrudan, yapısal ve kültürel olmak üzere üç katmanda düşünmeyi önerir. Doğrudan şiddet görünür olandır ve failini gösterir, yapısal şiddet eşitsizliği kurumlar aracılığıyla üretir, kültürel şiddet ise ilk ikisini meşru gösteren anlam düzenine karşılık gelir. Bir insana yönelen fiili saldırıyı mümkün kılan şey, çoğu zaman ondan önce kurulmuş olan dildir.

Bu meşrulaştırma düzeninin kendisi de bir tahakküm biçimi olarak incelenebilir ve Bourdieu, simgesel şiddet kavramıyla bunu yapar. Egemen konumdakilerin algılama ve değerlendirme kategorileri herkes için geçerli ölçüt haline gelir. Ölçütü koyan taraf onu tarafsız bir standart gibi sunar, ölçülen taraf da o standardı meşru sayar ve mekanizmayı çalıştıran şey bu ikinci kabuldür.  

Bir teknik adamı dışarıda bırakmak için kimsenin onu dışladığını söylemesi gerekmez. Telaffuzunun taklit edilmesi, konuşmasının altyazıyla verilmesi, duruşunun “edit” yapılması yeterlidir. Bunların hiçbiri tek başına bir iddia taşımaz. Toplamları ise o adamın bu işe ait olmadığını her gün yeniden söyler. İtiraz edilecek bir muhatap da ortaya çıkmaz, çünkü ortada hakaret sayılabilecek tek bir cümle bulunmaz. Aşağılama şakanın arkasına yerleşir.

Futbolda bu ölçüt, köken üzerinden işlemiyor. Türk futbolu taşra kökenli teknik adamlarla dolu ve bunların bir kısmı en yüksek itibarı taşıyor. Belirleyici olan, kişinin bugün prestij taşıyan kaydı sahnede üretebilmesi. İletişim becerileri, basın toplantısındaki tavrı, giyim ve kendini sunma biçimi bu kaydın parçaları. Aynı kaydı üretebilen taşra kökenli bir isim; “bilge adam”, “filozof” ya da “imparator” gibi konumlara yerleşebiliyor, üretemeyen ise mahalle kaydında kalıyor ve yaptığı iş de o kayıt üzerinden okunuyor. Kartal örneğinde eleştirinin muhatabı takımın kurduğu oyundan çok hocanın kendisi oldu. Telaffuzu, boğazlı kazağı, kenardaki duruşu ve izleyiciye verdiği intiba.

Teknik direktörlük dünyanın her yerinde baskı altında yapılan bir iş. İzleyicinin her an ve aracısız görüş bildirebildiği dijital dönemde bu baskı sürekli, kişisel ve ölçülebilir bir hal aldı. Buradaki soru şu ki aynı kaydın dışında kalan birçok teknik adam varken itibarsızlaştırma niçin bu kadar yoğun biçimde İsmail Kartal’ın üzerinde toplandı ve süreç istifaya kadar vardı.

Birinci Sebep: Kırılgan Zemin

Simgesel şiddet herkese eşit dağılmaz. Kimin hedef olacağını belirleyen şey, kişinin göreve başlarken elinde tuttuğu itibardır. Birikmiş itibarı olan bir teknik adam kötü sonucu taşıyabilir. Kaybettiği maç onun kim olduğuna dair kanaati bozmaz. İtibarı zayıf olan kişide ise her sonuç kimlik bilgisine dönüşür ve önceden kurulmuş kanıya delil olarak eklenir. Bunun futbolda kolay işlemesinin sebebi bir teknik adamın kendi payının doğrudan ölçülememesidir. Bir galibiyetin ne kadarı kadroya ne kadarı rakibin hatalarına ait net olarak belirtilemez. Geriye kalan belirsiz alanı kişi hakkındaki mevcut kanaat doldurur. Sevilen hocanın galibiyeti onun eseri sayılırken sevilmeyenin için tesadüfler sıralanır. Kartal’ın 99 puanlı sezonu bunun en açık örneği. Takımı sahada Dzeko ile Tadic’in yönettiği, teknik ekibin bu tabloda payı olmadığı yorumu rahatlıkla dile getirilebildi (1) (2) (3). Bu itibarsızlaştırma ve damgalama derinleştikçe bu tür yorumların dolaşımı da arttı.

Fenerbahçe bu sezona iki tarafı da kırılgan/kaygan........

© Perspektif