Sermaye, Hadise ve Başörtülüler
Sermaye, Hadise ve Başörtülüler
Sermaye, Hadise ve Başörtülüler
“Türban” kelimesini duyduğum an, küçük bir aynanın üzerinde asılı “TÜRBANINI BURADA ÇIKAR” yazısı gözümün önüne geliyor. İslami sembolleri ticari kimliğinin parçası hâline getiren ya da doğrudan tesettür giyimi hedef alan markalar, bu sembollerin taşıdığı toplumsal hafızaya karşı ne ölçüde sorumlu?
Bir zaman önce, ünlü bir giyim markası adına (ki burası da önemli, “tesettür giyim markası” denmiyor imiş), markanın ticari ortakları hakkında attığım tweetleri silmem için bir telefon aldım. Aktarılan açıklamaları ikna edici bulduğum için paylaşımlarımı kaldırdım. Bunu yaparken ödeme ya da PR paketi almadım.
Birkaç gün önce ise, markanın defilesinden görüntüler gördüm. Moda tabiatı itibariyle bambaşka bir düzlemde değerlendirilmesi gereken bir sektör. Bu yazıdaki yorumlarımın hiçbiri modanın mesleki doğası ile ilgili değil. Dümdüz ifade etmek gerekirse, lüks kalite başörtüsü ve tesettür giyim satan bir markanın yapmasını beklediğim temel PR araştırması ve yaptığı defile sonucunda insanlarda hortlattığı travmalar üzerine yazıyorum. Şimdiden, “Ama moda böyle bir şey” demek için bekleyenlere ifade edeyim: Hayır, bu modayla ilgili değil ve istenirse moda bile daha nezih bir yere çekilebilir.
Markanın kurucuları ve şirketin ticari geçmişi hakkında kamuya açık kaynaklarda sınırlı bilgi bulunuyor. Buna karşılık marka, sosyal medyadaki görünürlüğü ve geniş influencer ağı sayesinde kısa sürede güçlü bir tüketici kitlesine ulaştı. Filistin meselesi üzerinden eleştirilmek veya boykot çağrılarıyla anılmak istemediği de daha önce benimle kurulan iletişimden anlaşılıyordu. Haklarında çıkan hiçbir iddiaya kendileri açıklama yapmadılar, onları fenomenler savundu.
Markanın bu denli hızlı büyümesi ve göz önünde olması elbette firmanın ticari mirasından geliyor olabilir ama ek olarak sosyal medyada fenomenlerle adeta bir temsil orduları var. Tesettür markasıyız demiyor firma, tahmin ediyorum bunun İslami açıdan iddialı bir ifade olduğu düşünülüyor. Ki en son defile sonrası fenomenler üzerinden yapılan açıklamalarda “Bu zaten gerçek tesettür değil ama bakın kimler kimler marka için başını örttü” söylemi sosyal medyada yaygın bir savunma oldu. Merak edip sitelerine baktım, tasarımlarında İslam kültürünü vurguladıklarını söylemişler.
Bu yazıyı okuyan ve başörtülü kadınların hayatlarına aşina olmayanlar için şunu not etmek isterim, Türkiye’de halen çalışan başörtülü kadınlara uygun smart casual ve yüksek kalitede tesettürlü ürün çıkaran işler yok. O nedenle, bu sektörde ne zaman yeni bir ürün çıksa, hızla yayılıyor ve büyük bir kitleye ulaşıyor. Aslında bu marka için de durum biraz böyle oldu.
Sermaye Başörtülü Kadını Temsil Edebilir mi?
Peki defile neden sosyal medyada bu kadar tepki aldı?
Muhtemelen her tüketici başka başka hususlarda rahatsızlık duydu ama benim Müslüman kadın söylemi üzerine notlarım var. Başörtülü kadınların ihtiyacı, popüler isimler aracılığıyla “normalleştirilmek” değil; toplumsal, mesleki ve kurumsal hayatta özne olarak tanınmaktır. Gündeme oturan defile ise sermayenin hitap ettiği kadınları hâlâ ne kadar yüzeysel tanıdığını gösteriyor. Politik ekonomik bir yerden, markaya dair duayen hoca Profesör Mehmet Asutay’dan aldığım prensiple, “helal ama etik mi?” sorusunu sorduğum birkaç durum oldu. Markanın 7 Ekim sonrası süreçte, hâlihazırda eleştirilirken, Filistin temalı şalları çıktı (örneğin Özgür Filistin Kuşlu Beyaz Pamuk Şal). Bir yandan bu direnişe sembol olacak bir şeyler giymek elbet önemli, ama diğer bir soru: “Bu, ticarete mi dökülüyor?”
Başka bir örnek, markanın yılbaşında yapılan indirimlere ve kampanyalara alternatif olarak hicri yılbaşı ve kandil gibi dini günlerde özel satış kampanyaları düzenlemesi. Gençlerin alışkanlıklarını İslami bir yere çekmek ve bu dini günleri........
