menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Realite Duygusunu Yitiren Maarif

27 0
09.07.2026

Realite Duygusunu Yitiren Maarif

Realite Duygusunu Yitiren Maarif

Pedagojinin daima politik bir boyutu vardır. Steril ve apolitik bir eğitim iddiasının kendisi bile başlı başına politik bir hamledir. Ancak eğitim-öğretimin bu genetiğini öne sürüp alanı büsbütün ideolojik-politik bir arenaya çevirmek ilkesel açıdan doğru olmadığı gibi, pratik ve pragmatik açıdan da işlevsel değildir.

“Duyduğumuzu vehmederek yaşıyoruz, duygusuzluğumuzun farkında değiliz; en az sahip olduğumuz duygu, realite duygusudur. Çocuğu ağladığı için döven anneye benziyoruz. Köylüsünün olduğu gibi, gençliğinin de sefaletine nasırlanmış ellerle dokunan, duygusuz gözlerle bakan merhametsiz bir cemaat olduk.”

Nurettin Topçu, eğitim meselesi söz konusu olduğunda bugün en çok referans verilen isimlerin başında geliyor. Özellikle “Türkiye’nin Maarif Davası”na atıf yapmak dönemin ritüellerinden biri hâline geldi. Fakat Topçu’nun gerçekten ne kadar okunduğu, daha önemlisi ne kadar anlaşıldığı ayrı bir mesele. Çünkü tartışmalarımızın seviyesi, eğitim alanındaki kavrayışımız ve yaşadığımız sorunlara yaklaşım biçimimiz; onun fikirlerinin yalnızca tekrar edildiğini, fakat özüne nüfuz edilmediğini gösteriyor.

Nitekim yukarıdaki tespit, aradan geçen neredeyse bir asra rağmen güncelliğini korumakla kalmıyor; belki de bugün çok daha derin bir anlam kazanıyor. Topçu’nun ifadesiyle “realite duygusunu” bütünüyle yitirmiş bulunuyoruz. Sorunlarımızı artık hissetmiyor, onları olağan karşılıyor; onlara “nasırlanmış ellerle ve duygusuz gözlerle” yaklaşıyoruz. Bu durumun en görünür olduğu alanlardan biri şüphesiz eğitimdir. Son yıllarda Topçu’ya yapılan yoğun göndermelerin gizli sebebi de biraz budur: Sorunları görmezden gelmek ya da sessizliğe gömmek yerine; onları görünür kılarak, aşırı vurgulayarak anlamsızlaştırmak ve etkisizleştirmek. Türkiye’nin kötü alışkanlıklarından birisidir bu. Süreklileşen kriz, bir noktadan sonra yapısal bir körlük üreterek normal hayatın bir parçası hâline geliyor.

Yapısal Açmazlar veya Zamanın Çivisi

Bir eğitim-öğretim yılını daha geride bırakırken, yaşananları yalnızca dönemsel sorunlar veya teknik aksaklıklar üzerinden değerlendirmek eksik ve yanıltıcıdır. Çünkü eğitim alanı münferit problemlerin değil, yapısal ve çok katmanlı bir krizin merkezinde yer almaktadır. Üstelik bu krizi yalnızca okulun sınırları içinde açıklamak da mümkün değildir; eğitimi, kendisini kuşatan toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel dönüşümün bütünüyle bağlantılı olarak düşünmek zorundayız.

Dünya, gittikçe radikalleşen köklü bir dönüşümün içinde. Shakespeare’in Hamlet’e söylettiği gibi; “Zamanın çivisi çıktı.” Gittikçe süreklileşen bir krizin içinde olmanın getirdiği en büyük açmaz; krizin olağanlaşması ve kanıksanmasıdır. Bizde de durum tam olarak buna dönüşmüş vaziyettedir. Eğitim sistemimizin amaçlarının ve varlık gerekçelerinin mevcut işleyişle irtibatını gözeten köklü bir konuşmadan veya sağlıklı bir değerlendirmeden yoksunuz.

Buna rağmen, yürürlükteki düzenin aynen işlemesi için çok büyük bir hassasiyet gösteriyoruz. Sorgulamadığımız bir yapıyı korumak için harcadığımız bu gayret, aslında realite duygumuzu ne ölçüde kaybettiğimizin en net göstergesidir. Sorunlarımızı sistemde değil, yalnızca işleyişteki teknik aksaklıklarda arıyoruz. Böylece sürekli müfredat değişiklikleri, sınav sistemleri, yönetmelikler, atamalar ya da idari düzenlemeler konuşuluyor; fakat bütün bunları üreten ana yapı, ilişki, işleyiş, zihniyet sorgulanmıyor. Oysa yalnızca belirtiler üzerine konuşmak, hastalığı anlamaya yetmez. Eğitim alanındaki tartışmalarımızın önemli kısmı, tam da bu nedenle gerçek krizi görünmez kılıyor.

İnsanın Nesneye Dönüştürülmesi

Modern eğitim sistemi, varlığını ve meşruiyetini uzun yıllar boyunca iki temel vaat üzerine inşa etti: Devlete bağlı “iyi vatandaş” ve ekonomik düzenin ihtiyaç duyduğu “nitelikli iş gücü” yetiştirmek. Eğitim kurumlarının örgütlenişi, müfredatın biçimi, disiplin anlayışı ve başarı ölçütleri büyük ölçüde bu iki amaca göre şekillendi. Ancak bu iki amaç, daha en başından itibaren ciddi........

© Perspektif