Kılıçdaroğlu’nun Anlamadığı: Bir Partiyi Ayakta Tutan Lider Değil, Örgüttür
Siyaset üzerine konuşurken çoğu zaman liderlerden söz ederiz. Gazetelerin manşetleri liderlerle doludur; televizyon ekranları onların konuşmalarını yayınlar, tartışmalar onların etrafında döner. Oysa siyasal hayatın asıl öznesi çoğu zaman görünmeyendir. Meydanları dolduran insanlar, kapıları çalan örgüt emekçileri, afiş asan gençler, seçim günü sandık başında saatlerce bekleyen görevliler, mahalle temsilcileri, ilçe yöneticileri… Bir siyasi partinin gerçek omurgasını oluşturanlar bunlardır. Lider, ancak bu görünmeyen emeğin üzerine yükseldiği ölçüde lider olabilir.
Çünkü siyaset, bireylerin değil, örgütlerin sanatıdır.
Tarih bunun sayısız örneğini sunmuştur. Güçlü görünen nice lider, arkasındaki örgütsel iradeyi kaybettiği anda siyaset sahnesinden hızla silinmiştir. Buna karşılık kişisel karizması sınırlı görülen birçok isim ise örgütün ortak aklını temsil ettiği için büyük dönüşümlerin öncüsü olabilmiştir. Bunun nedeni açıktır. Siyasal meşruiyet yalnızca hukuki prosedürlerden doğmaz; toplumsal kabulden, örgütsel bağlılıktan ve ortak mücadele pratiğinden beslenir.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan tartışmalar da tam olarak bu eksende okunmalıdır.
Partinin genel merkezinde kimin oturduğu elbette önemlidir. Ancak bundan daha önemli olan soru şudur: O koltuğun dayandığı örgütsel zemin ne kadar sağlamdır?
Çünkü genel merkez binaları yalnızca duvarlardan oluşur. O duvarlara siyasal anlam kazandıran ise örgüttür. Eğer il başkanlıkları, ilçe örgütleri, kadın ve gençlik kolları, mahalle temsilcilikleri ve parti gönüllüleri başka bir siyasal iradeyi temsil etmeye başlamışsa, genel merkezin hukuki varlığı siyasal gerçekliği tek başına belirleyemez.
Tam da bu nedenle son haftalarda dikkat çeken tablo yalnızca Özgür Özel’in meydanlarda gördüğü ilgi değildir.
Asıl dikkat çekici olan, o meydanların nasıl oluştuğudur.
Bugün Türkiye’de ana akım medyanın büyük bölümü muhalefete kapalıdır. Ulusal televizyonlarda muhalefetin mitingleri ya hiç yer bulmamakta ya da birkaç saniyelik görüntülerle geçiştirilmektedir. Gazetelerin önemli bir bölümü aynı yayın çizgisini sürdürmektedir. Böyle bir medya düzeninde bir siyasetçinin gittiği her kentte binlerce insan tarafından karşılanması yalnızca kişisel popülariteyle açıklanamaz.
Çünkü insanlar haberdar edilmeden meydanlara gelemez.
Bir kente geleceğini sosyal medyada birkaç paylaşım yaparak on binlerce insana........
