menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Ülke Hukukla Değil Korkuyla Yönetildiğinde

22 0
19.05.2026

Bir ülkenin gerçek rejimi anayasa kitapçığında değil, mahkeme koridorlarında anlaşılır. Çünkü devlet dediğimiz şey, en çıplak hâliyle, kimin korunacağına ve kimin korunmayacağına karar verme yetkisidir. Bu nedenle hukuk, yalnızca normlar toplamı değildir; iktidarın vicdanla kurduğu ilişkinin adıdır.

Bugün Türkiye’de yaşanan büyük kırılma tam da burada başlıyor.

Kanunlar yürürlükte. Mahkemeler açık. Duruşmalar sürüyor. Kararlar yazılıyor. Fakat toplumun geniş kesimleri artık hukuku bir güven duygusuyla değil, tedirginlikle anıyor. İnsanlar adliyelere haklarını teslim almak için değil, başlarına ne geleceğini öğrenmek için giriyor. Bu duygu değişimi sıradan değildir. Çünkü bir toplumda hukuk korku üretmeye başladığında, yasa ile adalet arasındaki tarihsel bağ çözülmeye başlamış demektir.

Oysa hukuk fikri, insanlık tarihinde başlangıçta korkunun değil düzen arayışının ürünüydü.

Hammurabi’den Musa’ya kadar eski dünyada yasa, insanın üstünde duran kutsal bir düzenin yeryüzündeki yansıması sayılıyordu. Tanrılar konuşuyor, hükümdarlar yalnızca o buyruğu aktarıyordu. Bu yüzden eski toplumlarda yasaya itaat etmek yalnızca siyasal değil, metafizik bir görevdi.

Fakat Antik Yunan’la birlikte ilk kez başka bir soru soruldu:

Ya yasa ile adalet aynı şey değilse?

İşte hukuk felsefesinin doğduğu an budur.

Herakleitos, evrende görünmez bir düzen bulunduğunu söylüyordu. Ona göre insan yasaları, kozmik adaletin eksik yansımalarıydı. Platon’un ideal devleti ise yalnızca yönetim modeli değildi; ruhun toplumsal organizasyonuydu. Aristoteles daha da ileri giderek adaleti, toplumun etik dengesi olarak tanımladı. Ona göre devletin amacı yalnızca güvenlik sağlamak değil, iyi yaşamı mümkün kılmaktı.

Bugün dönüp Türkiye’ye baktığımızda, insan ister istemez şu soruyla karşılaşıyor:

Devlet hâlâ iyi yaşam fikrinin organizasyonu mu, yoksa yalnızca yönetme kapasitesinin korunması mı?

Çünkü modern Türkiye’de hukuk giderek ahlaki meşruiyet alanından koparılıp teknik bir yönetim aparatına dönüştürülüyor. Böylece yasa, yurttaşı koruyan ortak etik zemin olmaktan çıkıp, siyasal iradenin hareket alanını genişleten bir enstrümana dönüşüyor.

Bunun en tehlikeli sonucu ise toplumun adalet duygusunun çürümesidir.

Bir ülkede insanlar artık mahkeme kararlarının içeriğini değil, kararın kime karşı verildiğini konuşuyorsa; orada hukuki kriz........

© Nokta Haber Yorum