CHP’deki Ayrışma ve Politik Gerçekliğimiz
Siyasetin dönüp dolaşıp aynı dar boğaza sıkıştığı bir çağda yaşıyoruz. Sosyolojik tabanı da ideolojik zeminleri de birbirinden neredeyse ayırt edilemeyen yapıların ayrışıp yeni partiler kurması, toplumsal bir ihtiyacın değil; yalnızca kişisel hırsların ve koltuk kavgalarının bir dışavurumu. Bugün yaşanan bölünmelerin derininde ilkesel bir yol ayrımı değil, “o koltuğa kimin oturacağı” kavgası yatıyor. Ortada ideolojik bir vizyon yok; sadece duygusal kırılmalar, güç odakları ve hırslar var.
Cumhuriyet Halk Partisi ekseninde görünür olan ancak bütün bir ülkeye yayılan bu tablo, siyaset kurumunun artık çözüm üretmek bir yana, bizzat krizin kendisi haline geldiğini belgeliyor. Yaşadığımız şey basit bir yönetim zaafı veya geçici bir tıkanıklık değil; iliklerimize kadar hissettiğimiz sistemik bir kriz, bir rejim krizi. Siyaset, toplumsal sorunları çözme sanatı olmaktan çıkıp kendi krizini üreten bir mekanizmaya dönüştükçe, kapsayıcı ve değiştirici güç olma vasfını da yitiriyor.
Artık ne parlamentoda yer almanın ne de partisel düzeyde temsil edilmenin halk nezdinde hükmü var. Seçilmiş olanlar politik hat çizemiyor, toplumsal talepleri karar mekanizmalarına taşıyamıyor. Daha da vahimi; rejimin ve........
