Katlanmanın İnceliği ve Gücü
Katlanmak sözcüğünü sabra tercih etmemin bir nedeni var. Bir kâğıdı katladığında yüzeyi küçülür ama dayanıklılığı artar. Her kıvrım, ona yeni bir form, yeni bir güç kazandırır. İnsan da böyledir. Sabır bazen beklemek, bazen direnmek, bazen içten içe güç toplamaktır; ama katlanmak, bükülüp kırılmadan yeniden şekillenmektir.
Bu yüzden katlanmak benim için bir yük değil; tam tersine, içimdeki gücü yeniden düzenleyen bir dönüşüm hâlidir.
Ben olduğum gibiyim. Hiçbir şeye katlanamam diyorsan, dünyanın yükünü kaldıramazsın. Bunu kendime çok söyledim. Sonra fark ettim. Katlanmak, boyun eğmek değilmiş. Katlanmak, kendini yeniden şekillendirmekmiş. Bükülmek ama kırılmamakmış. Sessizce güçlenmekmiş.
Bazen çok düşündüğümde, düşünmekten yorulduğumda… Sesler uzaklaşıyor, yollar bulanıklaşıyor, içimdeki ışıklar bir anda sönmüş gibi oluyor. O karanlık anlarda Mevlânâ’nın sözü düşüyor içime, sanki biri omzuma dokunup hatırlatıyormuş gibi: “Işıklar sönmüşse eğer, ay ışığını seyret.” Belki de karanlık, kaybolduğum yer değil; başka bir ışığın kendini göstermek için seçtiği zaman.
Ben de böyle zamanlarda içime bakıyorum. Dibi yosun tutmuş denizler gibi bulanık hissettiğim oluyor. Ama yine Mevlânâ fısıldıyor: “Dibi yosun........
