l'etat, c'est moi"-devlet benim" diyenlerin sonu kötü oluyor
Dünya siyaset tarihinde bazı siyasilerin, despotlaşan muhterislerin, diktatörlerin, pek derin olmayan bilgi düzeyleri, alabildikleri yetersiz aile ve formal eğitimleri, Tanrı’nın vermediği yetenekleri ile bir türlü hatalarından öğrenememe özellikleri yetmiyormuş gibi bir de sınır tanımayan ihtirasları hem kendilerine hem varsa partilerine hem de ülkelerine ve halklarına büyük zararlar vermiştir. Tarihin derin karanlıklarına gömülmüş olan bu kişiler ancak yaptıkları kötülüklerle anılırlar. Roma'yı yakan Neron, Avrupa’yı kana boyayan Adolf Hitler ve onun kuklası İtalyan Benito Musolini, Afrikalı İdi Amin bu tanınmış isimlerin ilk aklımıza gelen sadece birkaçı. Bu listeye eklenen yeni isimler de var. Tunus diktatörü Bin Ali Mısır diktatörü Hüsnü Mübarek ve belki de halen süren politik hareketler sonunda bunları izleyecek başka zevat.
Bu kişilerin bazıları bir de kendilerini Tanrı’ya yakın görüp onun adına ilahi görev yaptıklarına inanmışlar veya yandaş, yalaka ve dalkavuklar tarafından inandırılmışlarsa artık onlar kontrolden çıkmış, bir Anadolu deyişi ile “baş ipini yemişlerdir”. Giderek gerçeklerden uzaklaşırlar bir çeşit hayal aleminde yaşarlar. Bazı gerçekler dalkavuklarca onlara iletilmez, haberler gizlenir. Bu yeteneksiz, yüzeysel muhterisler; zaman içinde her yaptıklarında bir keramet görmeye de başlarlar. Kendilerini hatadan “münezzeh” kabul ederler. Bunların hemen hemen çoğunluğu veya büyük bir kısmı da para canlısıdırlar. Hesaplarını çok iyi bilirler. Tunus diktatörünün karısının 50 kilo altınla kaçtığı, bir zamanlar milli bir kahraman olan eski savaş pilotu Mübarek'in ise aile varlığının 50 milyar dolar olgusunu hatırlayın. Halen hapiste olan devrik Sudan........
